Ana Sayfa
22 Eylül 2017 ( 604 görüntülenme )

A'DAN Z'YE 91 KÖRFEZ SAVAŞI... ÖZAL, ABD VE BARZANİ...

1’NCİ KÖRFEZ SAVAŞI (17 Ocak 1991-28 Şubat 1991) 

 Körfez Savaşı veya Birinci Körfez Savaşı, kod adı Çöl Fırtınası Harekatı (Operation Desert Storm) 2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan krizin sonucunda, ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır'ın da aralarında bulunduğu 40'a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücünün Irak'a karşı düzenlediği askeri harekatı kapsayan savaşın adıdır.

Körfez Savaşı, Basra Körfezi Savaşı, Kuveyt Savaşı veya Birinci Irak Savaşı (2003'te başlayan Irak Savaşı'ndan sonra) gibi adlarla da bilinir.

2 Ağustos 1990'da Irak'ın güneydoğu komşusu Kuveyt'i işgal etmesi uluslararası tepkilere neden olmuş, tepkilerin sonucu olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından Irak'a karşı bir dizi ekonomik yaptırım uygulamaya konmuştur.

ABD Başkanı George H. W. Bush kendi ülkesinin birliklerini Suudi Arabistan'a yollarken, başka ülkelerden de bölgeye askeri güç göndermeleri çağrısında bulunmuş ve bunun sonucu olarak II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en geniş çaplı askeri koalisyon gücü ortaya çıkmıştır.

ABD koalisyon gücünün asıl ağırlığını oluştururken Birleşik Krallık, Fransa, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan diğer başat güçlerdir. Suudi Arabistan savaşın 60 milyar ABD Doları tutan maliyetinin 36 milyarlık kısmını tek başına karşılamıştır.

“SAVAŞ HAZIRLIKLARI”

Suudi Kralı Fahd'ın çağrısı üzerine 7 Ağustos 1990'tan itibaren Çöl Kalkanı Harekatı kapsamında ABD askerleri bu ülkeye konuşlanmaya başladı.

ABD Donanması iki deniz muharebe grubunu Basra Körfezi'ne gönderdi. Uçak gemileri USS Dwight D. Eisenhower ile USS Independence'ın yanı sıra USS Missouri ile USS Wisconsin savaş gemileri de bölgeye gönderildi. Virginia'daki Langley Hava Üssü'ndeki 1. Avcı Filosu'ndaki 48 F-15 uçağının tamamı Suudi Arabistan'a getirilerek hemen Suudi Arabistan-Irak-Kuveyt sınırında devriye uçuşlarına başladılar.

Bu ekibe ek olarak Almanya'daki Bitburg'da bulunan 36. Taktik Harp Filosu'ndaki 36 tane F-15 A-D uçağı katıldı. Bu filo Riyad'ın güneyindeki Al Harj Üssü'ne yerleşti. Ayrıca iki Ulusal Hava Muhafız birimi de burada konuşlandı. Amerikan asker sayısı ise 543.000'e ulaşmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 29 Kasım 1990'da Irak'ın 15 Ocak 1991'e değin Kuveyt'ten çekilmemesi halinde kuvvete başvurulmasını öngören 678'no'lu kararı aldı.

Karara uymaması halinde BM Antlaşması’nın 7’inci bölümünde öngörüldüğü üzere Irak’ın BM kararlarına uymasını sağlamak ve uluslar arası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için gerekli her türlü aracın devreye sokulması söz konusuydu. Bunun için de tüm BM üyesi devletler gerekli desteği sağlamaya davet edilmekteydiler.

ABD Dışişleri Bakanı James Baker savaşa ekonomik ve siyasi destek sağlamak için 1990'ın eylül ayında dokuz ülkeyi kapsayan Orta Doğu turuna çıktı. İlk durağı olan Suudi Arabistan'dan harekatın maliyetinin belirli bir kısmının karşılanmasını talep etti. 15 milyar ABD Doları tutarındaki talep Suudi yönetimince olumlu karşılandı.

Baker, 7 Eylül'de görüştüğü sürgündeki Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el Ahmet el Sabah'ın da Körfez'deki ABD askeri yığınağını ve koalisyona katılan ülkelerin ekonomilerini canlandırmak için para yardımı yapmayı taahhüt ettiğini açıkladı.

Sonraki durağı olan Mısır'da ise, Saddam'ın kendisini aldattığı gerekçesiyle Saddam'a karşı kızgınlık duyan Hüsnü Mübarek yönetimi Suudi Arabistan'da oluşturulan koalisyon gücüne destek vereceğini, ama bu desteğin yanı sıra ülkesinin ABD'ye olan borcunun silinmesi konusunda iyi niyetli olunacağını umduğunu açıkladı.

Baker Orta Doğu'daki son durağı olan Suriye'de, devlet başkanı Hafız Esad'le 4,5 saatlik bir görüşme yaptı. 1983 yılında Beyrut'taki ABD Deniz Piyadelerinin kışlasına düzenlenen bombalı saldırıdan beri iki ülke ilişkilerinin bozuk olmasına rağmen Esed'in Saddam'a duyduğu husumet nedeniyle Körfez'de oluşturulan koalisyona asker göndermeyi kabul etti.

Şam'dan sonra Roma'da kısa bir ziyarette bulunan Baker daha sonra Almanya'ya geçti. Almanya Başbakanı Helmut Kohl, Irak'ın karşısında bulunan müttefiklere nakit ve malzeme olarak toplam 2 milyar dolarlık yardım yapacaklarını söyledi. Türkiye de, 8 Ağustos 1990'da, BM'nin Irak'a ambargo kararlarına uyarak Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapatarak Irak'a yönelik uluslararası ambargoya katıldı.

Irak'a karşı oluşturulan koalisyona 40'a yakın ülke katılırken, 30'dan fazla ülke de Basra Körfezi'ne asker gönderdi.

II. Dünya Savaşı'ndan beri ortaya çıkan bu en büyük askeri koalisyona katılan ülkeler: ABD, Arjantin, Avustralya, Bahreyn, Bangladeş, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, Çekoslovakya, Danimarka, Fas, Fransa, Güney Kore, Hollanda, Honduras, İspanya, İsveç, İtalya, Kanada, Katar, Kuveyt, Macaristan, Mısır, Nijer, Norveç, Pakistan, Portekiz, Romanya, Senegal, Sierra Leone, Singapur, Suriye, Suudi Arabistan, Türkiye, Umman, Yeni Zelanda ve Yunanistan'dı.

Japonya ve Almanya herhangi bir askeri katkıda bulunmamalarına rağmen, her biri sırasıyla 10 milyar ve 6,6 milyar dolar mali yardım gösterdi.
ABD'li general Norman Schwarzkopf, Jr. da koalisyon güçlerinin komutanı olarak atandı.

Ocak 1991'e gelindiğinde Saddam'a karşı oluşturulan koalisyonun bölgedeki askeri gücü 956 bin kişiye ulaşmıştı. ABD 697.000 (% 73) askerle bu gücün asıl ağırlığını oluşturuyordu; geriye kalan bölüm Birleşik Krallık, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve başka ülkelerin sayıca daha küçük asker birliklerini kapsıyordu. 
 
“SAVAŞ”

Çöl Fırtınası (İngilizce: Desert Storm) adı verilen harekat, 16 Ocak'ı 17 Ocak'a bağlayan geceyarısı ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak'a karşı giriştikleri geniş çaplı hava akınıyla başladı.

Savaş boyunca kesilmeden süren hava bombardımanında, 100 bin sorti gerçekleştirilirken, 88.500 ton bomba atıldı. Koalisyon güçlerinin öncelikli hedefi Irak'ın hava gücü ve hava savunma sisteminin yok edilmesiydi. Sortiler büyük ölçüde Suudi Arabistan'daki üsler ile Basra Körfezi ve Kızıl Deniz'de konuşlanmış olan uçak gemilerinden gerçekleştirildi.

Hava saldırılarının başlamasından itibaren birkaç hafta içinde Irak'ın komuta ve iletişim altyapısı, elektrik üretim kapasitesi, havaalanları ve hava savunma sistemi, kimyasal silah ve nükleer araştırma tesisleri büyük ölçüde yok edildi.

Şubat ortalarına gelindiğinde müttefik hava saldırılarının ağırlığı Kuveyt'te ve Irak'ın güneyinde bulunan ileri kara kuvvetlerine kaymış bulunuyordu. Bu saldırılar tahkimatların, yeraltı sığınaklarının, silah depolarının, tankların ve öteki zırhlı araçların yok edilmesini getirdi. Koalisyonun hava saldırılarına karşı Irak'ın uçaksavar savunması şaşırtıcı biçimde oldukça yetersiz kaldı.

Savaş sırasında Koalisyon güçleri 75 hava taşıtı kaybederken, bunlardan yalnızca 44'ü Iraklılar tarafından düşürüldü. Bunlardan ikisi, Iraklıların yerden açtıkları ateşten kaçan iki koalisyon uçağının havada birbirleriyle çarpışmasıyla gerçekleşti.

Hava saldırısının başlamasının ertesi günü Irak tarafından sekiz füze ateşlendi. Sekiz hafta süren savaş boyunca Irak tarafından 88 Scud füzesi ateşlendi. Irak, bu füze saldırılarına İsrail'in karşılık vermesini sağlayarak savaşın içine çekmeyi, böylece İsrail'le birlikte aynı safta görünmek istemeyen pek çok Arap ülkesinin koalisyondan çekilmesini sağlamayı hedeflemişti.

Irak'ın İsrail'e yaptığı füze saldırısı menzilin uzaklığı nedeniyle fazla etkili olamadı. Füze saldırılarında çoğu panik nedeniyle 74 İsrailli yaşamın kaybederken, 230 İsrailli yaralandı. Scud füzelerine karşı ABD yönetimi İsrail'e Patriot füzelerinden gönderdi. Hollanda Kraliyet Hava Kuvvetleri de Türkiye ve İsrail'e Patriot füzelerinden yerleştirdi. İsrail'e düzenlenenler dışında, Suudi Arabistan'a 50'ye yakın, Bahreyn ve Katar'a birer füze saldırısı gerçekleştirildi.

29 Ocak'ta Irak kuvvetlerinin Kuveyt-Suudi Arabistan sınırını geçmesiyle Körfez Savaşı'nın ilk ciddi kara çarpışması yaşandı. 29 Ocak tarihinde Irak güçleri saldırarak, iyi bir şekilde savunulmayan Suudi Arabistan’ın kuzeydoğusundaki liman şehri Hafci'yi (Khafji) tanklar ve piyade alayıyla işgal etti.

 İki gün süren Hafci Muharebesi, Irak askeri birliklerinin Katar askeri kuvvetleri ve ABD deniz piyadeleri tarafından desteklenen Suudi Arabistan Milli Muhafızları tarafından püskürtülmesiyle sonuçlandı. Hafci’nin savunmasında müttefik kuvvetler, top ateşleri de kullanmışlardır.

23 Ocak 1991'de, kara harekatını deniz yönünden bekleyen Irak, petrol vanalarını açarak Basra Körfezi'nin kuzeyini petrol kuyusu haline getirdi.
 
“100 SAATLİK KARA HAREKATI”

24 Şubat'ta Suudi Arabistan'ın kuzeydoğusundan Kuveyt içlerine ve Irak'ın güneyine doğru geniş çaplı bir müttefik kara saldırısı başladı. Müttefikler üç gün içinde Irak direnişini çökerterek Kuveyt kentini geri aldı.

Bu arada Kuveyt'in batı kesiminde zırhlı birliklerle bir yarma hareketine girişen asıl kuvvetler hızla Irak içlerine yöneldi ve Basra'nın güneyinde tutunmaya çalışan Cumhuriyet Muhafızları adlı seçkin Irak birliklerinin çoğunu 27 Şubat'ta saf dışı bıraktı.

ABD başkanı George Bush 28 Şubat'ta ateşkes ilan ettiğinde, Irak direnişi bütünüyle kırılmış bulunuyordu. Ateşkes, Bağdat saatiyle 28 Şubat günü saat 08:00'de uygulamaya konuldu.

Ateşkes görüşmeleri, Körfez Savaşı'na katılan Koalisyon Kuvvetleri ve Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü Kuveyt-Irak sınırının 5 km kuzeyindeki Koalisyon Kuvvetlerinin eline geçmiş, Safven kasabası yakınında bir Irak hava üssündeki bir çadır içinde yapıldı.

Görüşmeleri Koalisyon Kuvvetleri komutanı ABD'li General Norman Schwarzkopf, İngiliz komutan Sir Peter de la Billiere ve Fransız General Michel Roquejeoffre ile Iraklı generaller Sultan Haşim Ahmet ve Irak'ın Kuveyt işgalinde 3. Alay komutanı olan Salih Abbud Mahmut yürüttü. 
 
“ATEŞKES”

BM Güvenlik Konseyi'nin 686 numaralı kararı olarak bilinen ateşkesin başlıca şartları;
Irak'ın, Kuveyt'i ilhak ettiğine dair kararı kaldırması.
Irak'ın, Kuveyt'ten elde ettiği tüm mülkleri ve esirleri iade etmesi.
Kuveyt'e yönelik askeri harekata son verilmesi.
Irak, bundan böyle tüm Birleşmiş Milletler üye ülkelerine yönelik, füze saldırıları ve savaş uçağı uçuşları dahil, şiddete ve provokasyona dayalı hareketlerden kaçınması.

Irak, Kuveyt'i ilhak kararını kaldırmak ve savaş tazminatı ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul etmek zorunda kaldı. Bu şekilde Körfez Savaşı fiilen sona ermiş oldu.

1991 yılı Nisan ayının ilk haftasında
, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi tarafından ortaya konan ateşkes şartlarını kabul ettiğine dair yazılı müracaatı ile de Körfez Savaşı resmen sona erdi.

“KÖRFEZ SAVAŞI SONU”

Harekat, 17 Ocak 1991'de Irak güçlerini Kuveyt'ten çıkartmak için yapılan hava bombardımanıyla başladı. Bunu 24 Şubat'taki kara harekatı izledi.
Harekat sonunda Irak'ı Kuveyt'ten çıkaran koalisyon güçleri mutlak bir zafer elde etti. Kuveyt'in kurtarılmasıyla beraber, kara harekatının başlamasından 100 saat sonra ateşkes ilan edildi.

Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan'ın Irak sınırında süren hava ve kara harekatlarına karşılık olarak Irak, Suudi Arabistan'daki koalisyon hedeflerine ve İsrail'e karşı Scud füzeleriyle karşılık verdi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Nisan 1991'de kabul edilen 687 no'lu kararıyla ateşkes hükümleri ilan edildi. 687 no'lu kararın uygulanmasına yönelik uygulamalar ve bu kararı takip eden kararlar 12 yıl sonra başlayacak başka bir savaşa neden olacaktır.

“SAVAŞ SONRASI IRAK”

Irak'ın yenilgisinden hemen sonra Saddam yönetimini hedef alan halk ayaklanmaları ülkenin önemli bir bölümünü sardı. Saddam yönetimi belirli bir güçlükle karşılaşmakla birlikte elinde kalan kuvvetleri kullanarak bu ayaklanmaları bastırmayı başardı.

Mart 1991'de, Basra ve çevresinde başlayan Şiî ayaklanması Bağdat'a kadar sıçradı, ancak iki hafta içinde Irak kuvvetlerince sert biçimde bastırıldı. Şiî ayaklanmasından birkaç gün sonra da kuzeyde Kürt ayaklanması başladı.

Ayaklanmalara karşı Saddam Hüseyin yönetiminin giriştiği sindirme hareketinin vardığı boyutlar yeni bir uluslararası bunalım yarattı. Toplu katliam korkusuyla Türkiye ve İran sınırlarına yığılan yaklaşık 1,5 milyon Kürt mülteci için Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Huzur Harekatı adlı bir kurtarma harekatı başlatıldı.

Nisan 1991'de, ABD yönetimi, Irak'a, Kürtlerin bulunduğu bölgede 36. paralelin kuzeyinde karada ve havada faaliyet göstermemesi uyarısında bulundu. Bu çerçevede 36. paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanması, Birleşik Görev Gücü adındaki uluslararası bir askeri gücün bölgeye yerleştirilmesi ve sonraki gelişmeler Kuzey Irak'ta fiili bir Kürt yönetiminin oluşmasını getirdi.

 Ağustos 1990'da uygulamaya konan, Birleşmiş Milletler'in Irak'a yönelik ticaret ambargosu savaşın bitiminden sonra da yürürlükte kaldı.
Başlangıçta ateşkes hükümlerine uyan Irak yönetimi, zamanla müdahale olarak gördüğü yardım programlarına ve Birleşmiş Milletler'in kitle imha silahlarını yok etme yönündeki çalışmalarına karşı çıkmaya başladı.

Savaştan yenik çıkan Saddam Hüseyin'in içerideki konumunu yeniden güçlendirmesi dünya kamuoyunda savaşın gerçek sonucu konusunda kuşkular uyandırdı. Kasım 1992'de, George H. W. Bush'un ABD Başkanlık seçimlerini kaybetmesinden sonra, Saddam yönetimi Kuzey Irak'taki durum, ambargo ve ateşkes uygulamasıyla ilgili olarak sertleşmeye yöneldi.

Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte Şiileri korumak üzere 32. paralelin güneyi de uçuşa yasak bölge ilan edildi.

Körfez Savaşı fiilen sona ermesine rağmen Amerika bazı bahanelerle zaman zaman Irak'ı bombalamaya devam etmiştir.

23 Ocak 1993 gecesi Güney Irak'ı, ABD eski Devlet Başkanı George H. W. Bush'a Kuveyt'te bulunduğu sırada suikast planladıkları gerekçesiyle 26 Haziran 1993 gecesi de Bağdat'ı bombalamıştır.
 
“SAVAŞTA TÜRKİYE”

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Batı açısından stratejik önemini kaybedeceğini düşünen Türkiye'nin endişeleri Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle birlikte ortadan kalktı. Özellikle Cumhurbaşkanı Turgut Özal, doğan fırsatı kullanarak Türkiye'nin stratejik öneminin azalmadığını göstermek istiyordu.

Körfez krizinde aktif politika izlemek isteyen Özal, temkinli bir siyasetten yana olan Başbakan Yıldırım Akbulut, Dışişleri Bakanı Ali Bozer ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ile karşı karşıya kaldı, Özal'ın tutumuna tepki gösteren Dışişleri Bakanı Ali Bozer (11 Ekim 1990), Milli Savunma Bakanı Safa Giray ve
Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay (3 Aralık 1990) görevlerinden istifa ettiler. Ayrıca Özal'ın uygulamak istediği aktif siyaset muhalefet tarafından sert biçimde eleştirildi.

Turgut Özal, George H. W. Bush yönetiminin kararını destekleyerek, Irak'a karşı saldırı amacıyla Türk Hava sahası ve İncirlik Üssü'nün kullanılmasına izin verdi.

ABD bu kriz sırasında Ankara'dan 3 konuda yardım istedi; Türkiye'deki üslerin Irak'a yönelik hava harekatlarında kullandırılması ve Saddam'ın Kuveyt cephesindeki asker sayısını azaltması için Türkiye'nin Irak sınırına asker kaydırması.

Türkiye bu iki talebe olumlu cevap verirken, Suudi Arabistan'da toplanan koalisyon kuvvetlerine birlik gönderilmesi isteği ise Özal'ın tüm ısrarlarına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin karşı çıkması sonucu gerçekleşmedi. 

Türkiye bu doğrultuda 180,000 kadar askeri Irak sınırına kaydırarak, Irak'ın kuzeyde 8 tümen tutmasını sağladı ve böylece kara savaşında koalisyon güçleri üzerindeki yükü hafifletmiş oldu.

Türkiye, Körfez krizinin başında ılımlı bir politika izlemesine rağmen 8 Ağustos 1990'da, BM'nin Irak'a ambargo kararlarına uyarak Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapattı. 

Irak'a yönelik uluslararası ambargoya katılmasına ve İncirlik Hava Üssü'nün Amerikan uçakları tarafından kullanılmasına müsaade etmesine rağmen Türkiye, Körfez Savaşı'na fiili olarak katılmadı. Sadece Irak'ın Türkiye topraklarına olası bir füze saldırısında bulunmasından Saddam'ı caydırmak amacıyla Irak sınırına asker yığmakla yetindi.

Özal'ın Musul ve Kerkük'ün alınmasından, bölgedeki Arap ülkeleriyle geliştirilecek ekonomik ve ticari ilişkiler ile bu ülkeleri potansiyel silah pazarı olarak görme planları uzun vadede sonuç vermedi. Aksine, savaştan sonra Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapatılmasından dolayı Türkiye'nin uğradığı zararın tazmin edilmesi için körfez ülkeleri tarafından verilen 3 milyar dolarlık yardımın ödenmesinde bile isteksiz davranıldı.

Körfez ülkelerinden ve ABD'den alınan yardımlar ve tazminatlar, Türkiye'nin, Körfez Savaşı'ndan sonra da yaklaşık 12 yıl yürürlükte kalan BM ambargosuna uyması nedeniye uğradığı 100 milyar ABD Dolarının üzerindeki zararın karşılanmasında çok yetersiz kaldı.

Ayrıca savaştan sonra ayaklanan Kürtlerin Saddam kuvvetleri tarafından saldırıya uğraması sonucunda, yarım milyon Kürt Türkiye sınırına yığıldı. Türkiye, 1988'deki gibi bir Kürt göçünün yaratabileceği güvenlik ve maliyet sorunlarından çekinerek sınırlarını Kürtlere kapadı.

Ancak duruma kayıtsız kalmayıp Kürtlerin sığındıkları dağlardan indirilip, Irak tarafındaki düzlüklere yerleştirilmesi için burada bir tampon bölge oluşturulması fikrini ABD'ye iletti. Bundan sonra Irak'ın kuzeyinde Kürtler için oluşturulan Güvenlik Bölgesi'nin korunması için aralarında Türkiye, ABD, İngiltere ve Fransız askeri kuvvetlerinin bulunduğu Çekiç Güç'ün Türkiye sınırları içinde de konuşlanmasına izin verildi (Temmuz 1991).

 2003'teki Irak Savaşı'na kadar görev yapan Çekiç Güç'ün varlığı Türkiye'de büyük tartışmalara yol açtı.

“SAVAŞIN SONUÇLARI”

Körfez Savaşı kesin bir askeri sonuç getirmekle birlikte bölgedeki istikrarsızlığı doğrudan çözemedi. Birinci Körfez Savaşı'nın en önemli ve en uzun vadeli sonucu, tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde köktenci akımların güçlenmesidir.

Körfez Savaşı sonucunda bölgede 1945'den beri üzerinde çok konuşulan ve tüm Arap ülkelerinin siyasi partilerinin programlarının başında yer alan Arap ülkelerinin birleşmesi fikri, büyük bir darbe yemiştir. 

Körfez Savaşı'nda Arapların ayrı ayrı saflarda toplanmaları ve kendi ulusal devletlerinin olduğu kadar Batı'nın da çıkarlarını korumak için savaşmaları, Arap Birliği düşünü çok zayıflatmıştır.

Savaşın bir o kadar önemli başka bir sonucu da, Irak'ın zayıflamasıyla beraber, İran'ın bölgedeki ağırlığı arttı. Bölgede İsrail, Irak'ın yenilmesiyle rahatlarken, Irak'ın yanında yer alan Filistin Kurtuluş Örgütü zor durumda kaldı.

ABD'nin bu savaştan elde ettiği kazançlar şöyle sıralanabilir;

500,000'den fazla askeri Orta Doğu'ya kaydırıp Irak'ı kesin bir yenilgiye uğratarak uluslararası alanda lider olduğunu ve Vietnam sendromunu atlattığını göstermesi.

Savaşın maliyetinin önemli bir kısmının Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Umman, Japonya ve Almanya gibi ülkelere yüklemiş olması.

Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Umman gibi ülkelerin petrollerinden uzun bir süre bedava faydalanması.

Demode olan ve silahsızlanma anlaşmaları doğrultusunda elinden çıkarmak zorunda olduğu silah ve cephanenin bir kısmını burada kullanarak bunlardan kolay
yoldan kurtulması.

Yeni silah sistemlerini gerçek savaş ortamında denemesi ve geliştirmesi.


Saddam'ı devirmeyerek ondan çekinen tutucu Körfez ülkelerine daha sonraki dönemde büyük miktarlarda silah satarak fazladan büyük kârlar elde etmiş
olması.

Irak'ı fiilen üçe bölerek ve ambargo uygulayarak zayıf tutması ve bu ülkenin petrol ihracını baskı altına alarak uluslararası alanda petrol fiyatlarını denetleyebilmesi. 

Irak'ı zayıflatarak İsrail için bir tehlike olmaktan çıkartması.
 
SONUÇ:

1991 Körfez Savaşının sonucunda Barzani, Irak kuzeyinde Özerk yapıya kavuşmuş, PKK terör örgütü ise sayıları 20.000 silahlı militana ulaşan silahlı bir güce sahip olmuştur.

BU DURUM IRAK'TA ETNİK VE MEZHEPSEL TEMMELİ İÇ ÇATIŞMALARA, TÜRKİYE'DE İSE GÜNÜMÜZE KADAR SÜRE GELEN TERÖRE YOLAÇACAKTIR!

1991 Körfez Savaşı, 2003 Körfez Savaşına yolaçacak ve Türkiye bir yanda Barzani öte yanda PKK’nın silahlı siyaseti ile uğraşmak durumunda kalacaktır.

Aynı zamanda bu Körfez Savaşı Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, Eşref Bitlis’in uçak kazası ve Binbaşı Cem Ersever’in öldürülmesi gibi Türk tarihinin bu karanlık yıllarına yeni sayfalar ekleyecektir…  

BİLGETÜRK

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ