Ana Sayfa
22 Eylül 2017 ( 302 görüntülenme )

ÖZAL'DAN BUGÜNE NASIL GELİNDİ...

YIL 1993...

Bakınız o tarihlerde neler yaşandı…
 
20 Mart 1993’te, Lübnan Bekaa’da, Abdullah Öcalan, Talabani, Kemal Burkay ve Ahmet Türk ile bir araya gelerek ateşkes ilan etti…

Bu ateşkes olayı medyanın gündemine Cengiz Çandar tarafından taşınmıştı; ateşkesten tam bir hafta önce yaptığı açıklama sanki bir kehanet gibiydi, olacakları görür gibiydi.

Aynı Çandar 2001’de Ecevit için de, ‘o baştayken ABD Irak’a harekat yapamaz’ diyecek ve gerçekten de ABD’nin Saddam Harekatı Ecevit gittikten beş ay sonra, 20 Mart 2003’te başlatılacaktı yani kehaneti yine doğru çıkacaktı...
.
Cengiz Çandar, Türk tarihine 93 Mart Ateşkesi olarak geçen olayı tam bir hafta öncesinde ‘Apo’dan Özal ve Demirel’e mesaj’ başlığı altında kamuoyuna ilan etti. Gazete bu haberi ‘ Apo silah bırakıyor’ manşetiyle okurlarına duyurdu.

Çandar haberinde, ‘PKK artık silahlı mücadeleden vazgeçiyor, Apo Kürtleri siyasi mücadeleye çağırıyor, Bağımsız Kürt devleti isteği terk ediliyor, diyordu.
Çandar’ın haberinde ayrıca Öcalan’ın bu kararının Talabani tarafından Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e iletildiği de vurgulanıyordu.

Çandar, ‘Öcalan’ın Nevruz öncesinde bir basın toplantısı düzenleyerek bu kararlarını açıklayacağını, basın toplantısına katılmak üzere Türkiye’den bazı gazetecileri davet edeceğini’ de yazarak bir nevi çağrıda da bulunmuştu…

Haberin özeti şuydu;

‘PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye’deki başta Kürt sorunu ve terör olmak üzere önümüzdeki dönemde gelişmeleri etkileyecek bomba açıklamalara hazırlanıyor. Öğrenildiğine göre Abdullah Öcalan, Nevruz öncesinde yapmayı tasarladığı açıklamada, ‘ terörü kınayacak’, taraftarlarına ‘silahlı mücadelenin terk edilmesi, Türkiye’deki demokratik düzenden yararlanarak Kürt sorununa barışçı çözüm yolu aranması ve Nevruz’un silahlı eyleme başvurulmadan barış içinde kutlanması’ çağrısında bulunacak.

Öcalan, bu arada, ’Bağımsız Kürt devleti kurulması, tezinden de vazgeçildiğini, askeri mücadele yöntemlerinin Türkiye’deki demokratik çerçeve içinde siyasi mücadele yoluyla, Kürt meselesinin, ayrılıkçılık olmaksızın çözülmesini önerecek.’

Çandar’ın bu haberinin ne anlama geldiği henüz ortaya çıkmadan bir gün sonra da Hasan Cemal imzasıyla yayınlanan bir haberde, ‘Talabani’nin bir mektupla Öcalan’ın, silah bırakıyorum, mesajını Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e ilettiği’ duyurulacaktı.
 
Her şey Cengiz Çandar’ın bu kehanet gibi haberiyle gelişti ve bu gelişmelerden dört gün sonra Öcalan, 17 Mart 1993 günü Beyrut’a bir buçuk saat mesafedeki Beka Vadisi’ndeki Baraias Kasabasında, Talabani ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi ve ‘Ateşkes’ ilan etti.

Yine Çandar’ın öngördüğü gibi, 20 Mart Nevruz günü, Öcalan Bekaa’da bir basın toplantısı düzenledi ve konuştu; ‘20 Mart’tan 15 Nisan’a kadar ateş etmeyeceğiz. Ancak meşru müdafaa durumunda karşılık vereceğiz. Böylelikle uluslararası, Türkiye ve Kürdistan kamuoyunun bir barışa imkân bulunması dileğine de karşılık vermeye çalışıyoruz.’

Bu olaydan sonra yıllar geçecek, örgütün önemli isimlerinden Şemdin Sakık 93 Mart ateşkesi için şunları söyleyecekti;
‘1993 yılındaki ateşkes tamamen örgütün ve bizim dışımızda haberimiz olmadan Apo (Abdullah Öcalan ) tarafından telsizle yapılmıştır... Bu ateşkesin amacı neydi? Apo’nun kafasından mı çıktı? Şam’ın veya daha üst kişilerin talimatıyla mı, bilemiyorum...”
Yani bu ateşkesin anlamı PKK örgütü tarafından bilinmiyordu, Abdullah Öcalan hariç…

Abdullah Öcalan ise yıllar sonra bu ateşkes olayını şöyle açıklayacaktı;
‘1993 yılında Celal Talabani bana geldi. Onunla olan görüşmemizde, Özal’ın(Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı) ateşkes konusunda talebi olduğunu iletti. Böyle bir beklentisi olduğunu söyledi. Daha önceden de ben, Türk gazetecilerinden Mehmet Ali Birand, Güneri Civaoğlu, İsmet İmset’le aynı konuda röportaj yapmıştım.

 Ben bu Türk gazetecilerine, Özal’ın ateşkes isteğinde samimi olup olmadığını sordum. Bu gazeteciler bana, Turgut Özal’ın Kürt meselesine çözüm arayışı içinde olduğunu ve bu işi yapacak cesaretinin de bulunduğunu söylediler. Aynı soruyu Celal Talabani’ye de yönelttim. Celal Talabani de bana samimi gördüğünü ve bu konuda cesareti olduğunu söyledi.

Ben de sonuç olarak olayı siyasi platforma götürmek istiyordum. Benim düşünceme uygun geldiğinden 13 Mart 1993 günü Celal Talabani ile birlikte ateşkes ilan ettim…

Ateşkes ilan ettiğimizde, HEP milletvekilleri Ahmet Türk, Hatip Dicle, Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık da oradaydılar. Celal Talabani benimle görüşmesinde, Turgut Özal’dan başka devlet içinde çeşitli kademelerde kişilerle de görüştüğünü, bu arada siyasi parti liderleriyle de görüştüğünü, izlenimlerinin olumlu olduğunu söylemişti. Hatta sonraki görüşmemizde Talabani, Özal’ın benim ateşkes ilan etmemden sonra rahat bir uyku uyuduğunu, 10 yıldan beri ilk defa rahat bir uyku uyuduğunu söylediğini iletti…

1993 yılı 13 Mart’ın da ateşkes ilan ederken PSK Başkanı Kemal Burkay da yanımızdaydı. O da ateşkese destek veriyordu. O gün aramızda birlikte hareket etmek için Kemal Burkay’la birlikte hareket etmemiz için bir protokol imzaladık. Bu protokol halen geçerlidir.’ .

Binbaşı Cem Ersever’in bu ateşkese ilişkin görüşleri ise daha o yıllarda açık ve netti;
‘Basında yer alan, hükümet yetkililerinin demeçleri de insanı çileden çıkaracak cinsten olan demeçlerdir ve her zaman ki gibi aldatmacadan başka bir şey değildir. Her zaman ki gibi koltuğundan olma kaygısıyla halkın gözünün içine baka baka yalanlar sıralandı. Terörist Apo’yu ateşkes kararından sonra ‘Bay Öcalan’ dite telaffuz etmeye başladılar mı? 
Mademki PKK’nın ateşkesinin toparlanmak için bir taktik olarak ele alındığını biliyordular, neden bahar operasyonlarını durdurdular? Toparlanıp bir yol kesmeyle kırk insanı katletmelerine neden izin verildi?

Peki, gerçekten bu bir barış ve demokratik çözüme giden bir başlangıç mıydı?

DGM kayıtlarına bakalım ;
‘PKK lideri Abdullah Öcalan, Celal Talabani’nin önerdiği tek taraflı ateşkesi kabul ederek 20.03.1993 tarihinde tek taraflı sözde ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır . Bunu yaparken terörist faaliyetlerle ulaşamadığı hedeflerine legal yollardan ulaşmayı, terörist imajı konusunda kamuoyunu yanıltmayı, dağılan elemanlarını yeniden toparlamayı amaçlamıştır. Ancak, sözde ateşkesi sadece taktik olarak benimsemiştir. Hiçbir şart altında silahlı faaliyetten vazgeçmek istememiştir.’

Sonuç olarak, 20 Mart 93’de, Lübnan Bekaa’da ateşkes ilan edilmiş, fiilen yürürlüğe girmiş ve Bitlis Paşa’nın harekatından böylece vazgeçilmişti.

Mayıs 93’te yani Özal’ın ölümünden hemen sonra Ahmet Türk ile Leyla Zana Amerika’ya gitti ve Özal sonrası PKK’nın uygulanacak strateji konusunda ABD’li yetkililerle görüştü; PKK örgütü direktifleri ABD’den alıyordu.

Operasyonlar büyük ölçüde durdurulmuştu; barış ve kardeşlik gelecek, artık terör bitecekti…

Peki, bu süreç başladı da ne oldu?
1992 Ekim harekatında darbe yiyen örgüt yeniden toparlandı.
Toparlanan örgüt, ülkemize giriş yaparak kırsalda yığınak yaptı tıpkı bugünkü gibi.

Ardından çatışmalar başladı tıpkı bugünkü gibi…

1993-2003 arasından 9.671 şehit verdik.
Şehitlerimiz sayesinde örgütünün yeniden belini kırdık tıpkı 92 Ekim harekatında olduğu gibi…
2003 sonrasında yeniden sözde barış süreci başlatıldı ve bugünlere geldik.

Ama arada geçen sürede örgüt yerel yönetimleri ele geçirdi, siyasi güç olduruldu.

Şimdi bu siyasi silahlı güce anayasal kimlik giydirilmek isteniyor…

İŞTE SÜREÇ BU, GİDİŞAT BU…


BİLGETÜRK

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ