Ana Sayfa
07 Aralık 2016 ( 275 görüntülenme )

Ağlama Duvarı İsrail İçin Neden Bu Kadar Önemli?

Belki günümüzü anlayabilmek için geçmişte neler yaşandığının bilinmesi gerekebilir...
 Ağlama Duvarı, 1’nci Tapınak/Bet Amikdaş

Türkiye, Ağlama Duvarı deyince İsrail’i hatırlar…

Hatta Türkiye, Ağlama Duvarı önünde resim çektirmiş ünlü bürokratları da hatırlar.

Ağlama Duvarı Nedir?

Ağlama Duvarı İSRAİL’in iki kez kurduğu, birincisinde BABİL, ikincisinde ise ROMA tarafından yıkılan KUTSAL TAPINAĞIN günümüze ulaşan kalıntılarıdır.

Hikayesi ise şöyledir…

 

 

 

Milat’tan önceki yıllarda babası Davut’un tahtına geçen Süleyman’ın krallığı çok sağlam temellere oturmuştu.

Krallığı döneminde Mısır Firavunu’nun kızıyla evlenmiş ve böylece firavunla müttefik olmuştu.

Eşini Davut Kenti’ne götürdü. Kendi sarayı, Tanrı’nın Tapınağı ve Yeruşalim’in çevre surları tamamlanıncaya kadar orada yaşadılar.

Halk hâlâ çeşitli tapınma yerlerinde Tanrı’ya kurban sunuyordu. Çünkü o güne dek Tanrı’nın adına yapılmış bir tapınak yoktu. Tapınma yerlerinin en ünlüsü Givon’daydı. Kral Süleyman oraya giderek sunakta bin yakmalık sunu sundu.

Ve Tanrı, Givon’da, o gece rüyada Süleyman’a görünüp sordu;

“Sana ne vermemi istersin?”

Süleyman; ‘bana öyle sezgi dolu bir yürek ver ki, iyi ile kötüyü ayırt edip halkını yönetebileyim’ diye karşılık verdi.

Süleyman’ın bu isteği Tanrı’yı hoşnut etti…

 

 Ve Tanrı Süleyman’a şöyle cevap verdi:

“Madem kendin için uzun ömür, zenginlik ve düşmanlarının ölümünü istemedin, bunların yerine adil bir yönetim için bilgelik istedin; isteğini yerine getireceğim. Sana öyle bir bilgelik ve sezgi dolu bir yürek vereceğim ki, benzeri ne senden öncekilerde görülmüştür, ne de senden sonrakilerde görülecektir. Sana istemediklerini de vereceğim: Yaşadığın sürece öbür kralların erişemeyeceği bir zenginlik ve onura ulaşacaksın. Eğer sen de baban Davut gibi kurallarıma ve buyruklarıma uyup yollarımda yürürsen, sana uzun ömür de vereceğim.”

Süleyman uyanınca bunun bir rüya olduğunu anladı. Sonra Yeruşalim’e gitti. Tanrı’nın Antlaşma Sandığı’nın önünde durup yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Ayrıca bütün görevlilerine de bir şölen verdi…

Yahuda ve İsrail halkı kıyıların kumu kadar kalabalıktı. Herkes yiyip içip sevinç içinde yaşıyordu. Süleyman, Fırat Irmağı’ndan Filist’e, oradan Mısır sınırına kadar bütün ülkelere egemendi. Bu ülkeler Süleyman’ın yaşamı boyunca ona haraç ödeyip hizmet ettiler.

Tifsah’tan Gazze’ye kadar, Fırat Irmağı’nın batısındaki bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu. Her tarafta barış vardı. Dan’dan Beer-Şeva’ya kadar Yahuda ve İsrail halkının her bireyi Süleyman’ın yaşamı boyunca kendi asması ve incir ağacı altında güvenlik içinde yaşıyordu.

Tanrı, Süleyman’a bilgelik, derin bir sezgi, kıyılardaki kum kadar anlayış verdi. Süleyman’ın bilgeliği, bütün doğuluların ve Mısırlılar’ın bilgeliğinden daha üstündü. Ünü çevredeki bütün uluslara yayılmıştı. Üç bin özdeyişi ve bin beş ezgisi vardı. Lübnan sedir ağacından duvarlarda biten mercanköşkotuna kadar bütün ağaçlardan söz ettiği gibi, hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan da söz edebiliyordu.

Süleyman’ın bilgeliğini duyan dünyanın bütün kralları ona adamlarını gönderirdi. Bütün uluslardan insanlar gelir, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlerdi [1] . 

 

 Süleyman kendine, yapımı on üç yıl süren bir saray yaptırdı.

Uzunluğu yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olan Lübnan Ormanı adında bir saray daha yaptırdı. Saray sedir kirişler yerleştirilmiş dört sıra halindeki sedir sütunların üzerine yapılmıştı. Sütunların üstündeki kırk beş kirişin üstü sedir tahtalarıyla kaplanmıştı. Kafesli pencereler üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde, kapılar ve kapı söveleri dört köşeliydi. Pencereler ise üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı.

Süleyman Taht Eyvanı’nı, yani kararların verileceği Yargı Eyvanı’nı da yaptırdı ve karısı olan firavunun kızı için de bu eyvanın benzeri bir saray inşa etti.

Tanrı’nın Tapınağı’nın temeli dördüncü yılın Ziv ayında atıldı.

On birinci yılın sekizinci ayı olan Bul ayında tapınak tasarlandığı biçimde bütün ayrıntılarıyla tamamlandı.

Tapınağın yapımı Süleyman’ın yedi yılını almıştı [2] .

Tapınağın içinde Tanrı’nın Antlaşma Sandığı’nın konacağı iç oda hazırlandı. Odayı saf altınla kaplattı. Sunağı da sedir tahtalarla döşetti. Tapınağın içi saf altındı; iç odanın önüne altın zincirler asılmştı. Böylece iç odadaki sunak dahil, tapınağın içini tamamen altınla kaplandı. Odaya her biri on arşın yüksekliğinde, iğde ağacından iki Keruv [3] yapıldı. Süleyman Keruvlar’ı tapınağın iç odasına yerleştirdi. Keruvlar’dan birinin açık kanadı bir duvara, ötekinin kanadı karşı duvara erişirken, öbür kanatları da odanın ortasında birbirine değiyordu. Süleyman Keruvlar’ı da altınla kaplattır. Tapınağın hem iç, hem de dış odasının döşemeleri hep altınla kaplanmıştır.

Ve Tanrı Süleyman’a seslendi:

“Bu tapınağı yapmaktasın. Kurallarıma, ilkelerime ve bütün buyruklarıma uyup onlara bağlı kalırsan, baban Davut’a verdiğim sözü senin aracılığınla yerine getireceğim. Halkım İsrail’in arasında yaşayıp onları hiç terk etmeyeceğim.”  

 

 Aradan zaman geçer ve Kral Süleyman Tanrı’nın Antlaşma Sandığı’nı Davut Kenti olan Siyon’dan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalim’e çağırır. Hepsi Kral Süleyman’ın önünde toplanır. Bazı kâhinler Antlaşma Sandığı’nı yerden kaldırır ve Buluşma Çadırı’nı ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları kâhinlerle Levililer tapınağa taşırlar.

Kral Süleyman ve bütün İsrail topluluğu Antlaşma Sandığı’nın önünde sayısız davar ve sığır kurban eder. Kâhinler Tanrı’nın Antlaşma Sandığı’nı tapınağın iç odasına, En Kutsal Yer’e taşıyıp Keruvlar’ın kanatlarının altına yerleştirirler. Sandığın içinde Musa’nın Horev Dağı’nda koyduğu iki taş levhadan başka bir şey yoktur. Bunlar Mısır’dan çıkışlarında Tanrı’nın İsrailliler’le yaptığı antlaşmanın taş levhalarıdır.

Kâhinler Kutsal Yer’den çıkınca, Tanrı’nın Tapınağı’nı bir bulut doldurur.

O zaman Süleyman Tanrı’ya kutsal mabedi inşa ettiği bildirir:

-       Ya RAB, karanlık bulutlarda otururum demiştin. Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.

Sonra Kral Süleyman ayakta duran bütün İsrail topluluğuna döner ve onları kutsadıktan sonra, kutsal mabedi ne için yapmış olduğunu anlatır:

-        Babam Davut’a verdiği sözü tutan Tanrı’ya övgüler olsun! Tanrı demişti ki,  ‘Halkım İsrail’i Mısır’dan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. Ancak halkım İsrail’i yönetmesi için Davut’u seçtim.’ Babam Davut Tanrı adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. Ama Tanrı, babam Davut’a, ‘Adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey’ dedi,  ‘Ne var ki, adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.’ Tanrı verdiği sözü yerine getirdi. Babam Davut’tan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrail’in Tanrısı adına tapınağı ben yaptırdım. Ayrıca, Tabnrı’nın atalarımızı Mısır’dan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandık için tapınakta bir yer hazırladım.

Kral Süleyman dualarının kabulü için Tanrı’ya yakarır:

-       Ya RAB Tanrım, kulunun bugün ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver. Gözlerin gece gündüz, ‘Orada bulunacağım!’ dediğin bu tapınağın üzerinde olsun. Kulunun buraya yönelerek ettiği duayı işit. Buraya yönelerek dua eden kulunun ve halkın İsrail’in yalvarışını işit. Göklerden, oturduğun yerden kulak ver; duyunca bağışla. “Biri komşusuna karşı günah işleyip ant içmek zorunda kaldığında, gelip bu tapınakta, senin sunağının önünde ant içerse, göklerden kulak ver ve gereğini yap. Suçlunun cezasını vererek, suçsuzu haklı çıkararak kullarını yargıla. “Sana karşı günah işlediği için düşmanlarına yenik düşen halkın İsrail yine sana döner, adını anar, bu tapınakta dua edip yakararak önüne çıkarsa, göklerden kulak ver, halkın İsrail’in günahını bağışla. Onları atalarına verdiğin ülkeye yine kavuştur.  

 

Süleyman, Tanrı’ya duasını ve yalvarışını bitirince, elleri göklere açık, dizleri üzerine çökmüş olduğu Tanrı’nın sunağının önünden kalkar.

Ayakta durup bütün İsrailoğullarını yüksek sesle kutsar:

-       Sözünü tutup halkı İsrail’e esenlik veren Tanrı’ya övgüler olsun. Kulu Musa aracılığıyla verdiği iyi sözlerin hiçbiri boşa çıkmadı. Tanrımız atalarımızla olduğu gibi bizimle de olsun ve bizi hiç bırakmasın, bizden ayrılmasın. Bütün yollarını izlememiz, atalarımıza verdiği buyruklara, kurallara, ilkelere uymamız için Tanrı yüreklerimizi kendine yöneltsin. Ya RAB Tanrımız, önünde yalvarırken söylediğim bu sözleri gece gündüz anımsa. Kulunu ve halkın İsrail’i her durumda koru. Sonunda dünyanın bütün ulusları bilsinler ki, tek Tanrı RAB’dir ve O’ndan başka Tanrı yoktur. Bugünkü gibi O’nun kurallarına göre yaşamak ve buyruklarına uymak için bütün yüreğinizi Tanrımız RAB’be adayın.

Kral ve bütün İsrail halkı kutsal mabed onuruna Tanrı’ya önünde kurban kestiler. Süleyman, esenlik kurbanı olarak Tanrı’ya yirmi iki bin sığır, yüz yirmi bin davar kurban etti. Böylece kral ve bütün İsrail halkı, Tanrı’nın Tapınağı’nı adama işini tamamlamış oldu. Aynı gün kral, tapınağın önündeki avlunun orta kısmını da kutsadı. Yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve esenlik sunularının yağlarını orada sundu. Süleyman, Levo-Hamat’tan Mısır Vadisi’ne kadar her yerden gelen İsrailliler’in oluşturduğu büyük toplulukla birlikte Tanrı’nın önünde art arda yedişer gün, toplam on dört gün bayram yaptı. Kral sekizinci gün halkı evlerine gönderdi. Onlar da kralı kutsayıp Tanrı’nın, kulu Davut ve halkı İsrail için yapmış olduğu bütün iyiliklerden dolayı sevinç duyarak mutluluk içinde evlerine döndüler [4] ... 

 

Süleyman Tanrı’nın Tapınağı’nı, sarayı ve yapmayı istediği bütün işleri bitirince, Tanrı daha önce Givon’da olduğu gibi ona seslendi ve kendisi ile yaptıkları anlaşmayı yeniden hatırlattı:

“Duanı ve yakarışını duydum. Adım sürekli orada bulunsun diye yaptığın bu tapınağı kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır. Sana gelince, baban Davut’un yaptığı gibi, bütün yüreğinle ve doğrulukla yollarımı izler, buyurduğum her şeyi yapar, kurallarıma ve ilkelerime uyarsan, baban Davut’a, ‘İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir’ diye verdiğim sözü tutup krallığını sonsuza dek pekiştireceğim. Ama siz ya da çocuklarınız yollarımdan sapar, buyruklarıma ve kurallarıma uymaz, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, size verdiğim bu ülkeden sizi söküp atacağım, adıma kutsal kıldığım bu tapınağı terk edeceğim; İsrail bütün uluslar arasında aşağılanıp alay konusu olacak. Bu gösterişli tapınağın önünden geçenler, hayret ve dehşet içinde, ‘Tanrı bu ülkeyi ve tapınağı neden bu duruma getirdi?’ diye soracaklar. Ve diyecekler ki, ‘İsrail halkı, atalarını Mısır’dan çıkaran Tanrıları RAB’bi terk etti; başka ilahların ardından gitti, onlara tapıp kulluk etti. Tanrı bu yüzden bütün bu kötülükleri başlarına getirdi.”

Süleyman iki yapıyı –Tanrı’nın Tapınağı’yla kendi sarayını– yirmi yılda bitirdi. Böylece Süleyman tapınağın yapımını tamamlamış oldu.

 Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi.
Bu kadınlar Tanrı’nın İsrail halkına, “Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır” dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı. Süleyman’ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar.

Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB’be adayan babası Davut gibi yaşamadı. Saydalılar’ın tanrıçası Aştoret’e ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e taptı.

Böylece Süleyman Tanrı’nın gözünde kötü olanı yaptı, babası Davut gibi tam anlamıyla Tanrı’yı izlemedi. Yeruşalim’in doğusundaki tepede Moavlılar’ın iğrenç ilahı Kemoş’a ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e tapmak için bir yer yaptırdı.
İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı.

Tanrı, kendisine iki kez görünüp, “Başka ilahlara tapma!” demesine karşın, Süleyman O’nun yolundan saptı ve O’nun buyruğuna uymadı. Ve Tanrı Süleyman’a öfkelendi:

 “Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim. Ancak baban Davut’un hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım. Ama oğlunun elinden bütün krallığı almayacağım. Kulum Davut’un ve kendi seçtiğim Yeruşalim’in hatırı için oğluna bir oymak bırakacağım.”

  

Bir gün Efrayim oymağından Nevat oğlu Seredalı Yarovam Kral Süleyman’a karşı ayaklandı. Yarovam’ın krala karşı ayaklanmasının öyküsü şöyledir:

“…Süleyman Millo’yu yaptırıp babası Davut’un Kenti’ndeki surların gediğini kapatmıştı. Yarovam çok yetenekli biriydi. Süleyman bu genç adamın ne denli çalışkan olduğunu görünce, Yusuf soyunun bütün ağır işlerinin sorumluluğunu ona verdi. Bir gün Yarovam Yeruşalim’in dışına çıktı. Yolda Şilolu Peygamber Ahiya ile karşılaştı. Ahiya yeni giysisini giymişti. İkisi kent dışında yalnızdılar. Ahiya üzerindeki giysiyi yırtıp on iki parçaya ayırdı ve Yarovam’a şöyle dedi;

-        On parçayı kendine al. Çünkü İsrail’in Tanrısı RAB diyor ki, ‘Ben, Süleyman’ın elinden krallığı alıp on oymağı sana vereceğim. Ama kulum Davut’un ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalim Kenti’nin hatırı için bir oymağı onda bırakacağım… Sana gelince, seni İsrail Kralı yapacağım. İsrail’i dilediğin gibi yöneteceksin. Kulum Davut gibi isteklerimi yerine getirir, kurallarıma ve buyruklarıma uyar, gözümde doğru olanı yapar, yollarımı izlersen, seninle birlikte olacağım. Davut’a yaptığım gibi senin için de güçlü bir hanedan kurup İsrail’i sana vereceğim. Süleyman’ın günahından ötürü Davut soyunun gururunu kıracağım, ancak sonsuza dek değil.’

Süleyman Yarovam’ı öldürmeye çalışır. Ama Yarovam Mısır’a kaçıp Mısır Kralı Şişak’a sığınır. Süleyman’ın ölümüne kadar orada kalır. Krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve bilgeliği Süleyman’ın tarihinde yazılıdır. Kırk yıl süreyle bütün İsrail’i Yeruşalim’den yönetmiştir.
Ölüp atalarına kavuşunca babası Davut’un Kenti’nde gömülür. Yerine oğlu Rehavam kral olur
[5] ...

 

Bugün “Ağlama Duvarı” olarak bilinen Süleyman Mabedi, İbranice’de “Bet Amikdaş” olarak ifade edilir. Günümüzde bu mabedden geriye kalan sadece bir duvardır, çünkü bu mabed önce Babil, ardından da Romalılar tarafından yıkılmıştır.

Yahudi kaynaklarının Kutsal Tapınak(Süleyman Mabedi) ya da Bet Amikdaş için söyleyecekleri sözler çoktur. Bet-Amikdaş, Yahudi’nin kendi içinde, yüreğinde, gönlünde, Tanrı’ya ayırdığı yerin anıtlaşmış ve somutlaşmış halidir.

Sefer Ha Zoar’da anlatılan bir öğretiye göre; Tanrı dünyayı yarattığı zaman, göklerdeki muhteşem tahtının altından kıymetli bir taş almış ve onu boşluğa fırlatmıştır. Bu taş gözle görülmeyen bağlarla, yukarıda Tanrı’nın tahtına bağlıymış. Bağın bir ucuna bağlı olan taş yeryüzüne inmiş ve sularda sağa sola ve her yöne hareket ederek dünyamızı oluşturuvermiş. Bu taşın adı “Even Şatiah” yani “Nirengi taşı” olup, dünyayı oluşturan bu taş, dünyanın merkezi, gözbebeği veya göbeği olarak nitelendirilmektedir. Tanrı, bu taşın düştüğü yerde de Yeruşalayim şehrinin kurulmasını kullarına emretmiş. Onlara; “İşte Yeruşalayim, onu dünyanın merkezine yerleştirdim, diğer ülkeler de etrafında bulunuyor” demiş. Birinci asırda yaşamış Yahudi düşünürlerden Rabi Şemuel, dünyanın şeklini şöyle tarif etmiştir:

-       Dünya insan gözüne benzer, göz akı, karaları çevreleyen okyanuslardır, üzerinde yaşadığımız topraklar gözün irisi. Yeruşalayim ise gözbebeği ve gözbebeğinin içindeki görüntü ise “Bet-Amikdaş” yani kutsal tapınaktır.

Bir başka kaynak ise Ağlama Duvarı olarak bilinen Batı Duvarı için şu rivayeti aktarır: “Ve bir ilahi ses de yankılanarak şöyle tekrarlamış:

-       Tanrı’nın kutsal varlığı, Batı Duvarını ebediyen terk etmeyecektir [6]

Yahudilerin bugün önüne geçip dua ettikleri yer Ağlama Duvarı’dır ve Süleyman Mabedi’nin Roma devrinde yıkılışından sonra kalan tek parça duvar olarak düşünülür. Ağlama duvarının çevresine iki kutsal mekan daha vardır; biri Kubbetüs Sahra, diğeri ise Mescid-i Aksa’dır. Kubet-üs Sahra; Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği inanılan tapınak tepesinin merkezindeki “muallak taşı” üzerinde yapılmış Cami’dir. Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi olan Cami’dir ve Hz Süleyman zamanında yapılmıştır. Kur’an ayetlerinde de yer almakta olup çevresiyle birlikte Müslümanlar için kutsaldır.

Ancak bazı Yahudi kaynaklar hiç de böyle düşünmemektedir: “Eğer kurtuluşun simgesi sayılabilecek en derin, en yüce umut Yahudi Tapınağı’nın yen,iden inşası ise o zaman açıktır ki, o camilerin( El Haram, El Şerif ve El Aksa) günün birinde şu ya da bu şekilde ortadan kalkması gerekecektir. Deir Yasin olmasaydı, bugün İsrail devleti toprakları üzerinde yarım milyon Arap hala yaşıyor olacaktı ve tabi İsrail devleti de olmayacaktı. Bu ülke ya Eretz İsrail [7] olacak; topraklarında mutlak Yahudi çoğunluğuyla küçük bir Arap azınlık barındıracak ya da Eretz İsmail olup, Araplardan herhangi bir şekilde kurtulamadığımız takdirde Yahudi göçü yeniden başlayacaktır [8] .”

Süleyman Mabedi ya da İbranice adıyla Bet Amikdaş, Davut zamanında Tanrı tarafından yapılması bildirilmiş ve yine Tanrı buyruğu ile Süleyman zamanında yapılarak tamamlanmıştır. Mabed, İsrailoğulları için Tanrı’nın Konutu’dur, kutsaldır.

Ve bir gün Tanrı’nın bu konuta geleceğine inanılmaktadır. Ancak günümüze gelindiğinde Süleyman Mabedi/ Tanrı Konutu artık yoktur, savaşlar ve işgaller sırasında yıkılmıştır.

Mabedden geriye kalan yalnızca Batı duvarı ya da Ağlama Duvarı olarak bilinen bir duvardır. İsrailoğulları bu mabedi yeniden ve eskiyle tıpa tıp aynı olacak şekilde inşa etmeyi düşünmektedir, ama mabedin yapılacağı yerde Kubbetüssahra Camii vardır ve Müslümanların kutsallarından biridir.

Bu mesele bir kutsal inanç meselesidir, elbette çözülmesi gerekmektedir ama nasıl?

 



[1] Tanah/ 1. Krallar, Bölüm 4.

[2] 1. Krallar, Bölüm 6.

[3] Keruv: Kutsal emanetleri koruduğu düşünülen melek tasvirleri.

[4] Tanah/  1. Krallar, Bölüm 8.. 

[5] Tanah/ 1. Krallar, Bölüm 11.

[6] Sevinon.

[7] Eretz İsrail: İsrail Devleti.

[8] Büyük İsrail Stratejisi, araştırma, s. 109, Hikmet Erdoğdu, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2005.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ