Ana Sayfa
14 Aralık 2017 ( 98 görüntülenme )

BU PEŞMERGE BAKIN NASIL "BARZANİ" OLMUŞ...

BU PEŞMERGE NASIL BARZANİ OLDU 


1826’da Bektaşi tekkelerinin kapatılması ve yerini Halidi Nakşibendi şeyhlerine bırakması sonucu Barzaniler bölgede dini bir otorite olarak ortaya çıkmıştı. Çünkü Mesud Barzani’nin dedesi Şeyh I. Abdusselam büyük bir Halidi Nakşi halifesiydi. 

Osmanlı Devleti’nin Halidi tarikatını bölgede güçlendirmesinin asıl sebebi siyasi ise idi. Amaç; İran’ın Anadolu ve Irak topraklarında yaymaya çalıştığı Şiilik mezhebinin genişlemesini önlemekti. 

Bu amaçla, Yeniçeri Ocağı’nın tarikatı olan Bektaşi tekkelerinin yönetimi de Halid-i Nakşibendi şeyhlerine bırakılmıştı. Böylece bu tarikat Sünni mezhebinin koruyuculuğu ve Şiiliğe karşı savunulmasını üstlenmiş, Osmanlı’nın verdiği destekle hem Irak hem de Anadolu’ya yayılmıştı . 

Üstelik bu şeyhlere Osmanlı Devleti tarafından vakıflar tahsis edilmiş, erzak, taamiye ve maaş bağlanmıştı . 

“MOLLA MUSTAFA HALİDİ NAKŞİ ŞEYHİDİR”

İşte böylesi bir Halid-i Nakşi dini otoriteye, 1856 yılında kaldırılan emirliklerin başı boş kalan aşiret güçleri ilave edildiğinde, Barzanilerin o bölgede nasıl bir yapı içerisinde olduğu anlaşılabilir. Yani Osmanlı’ya karşı ilk tetiği çeken Şeyh II. Abdusselam Barzani bölgesinde etkin bir Halid-i Nakşi şeyhidir. 

“BARZANİLERİN DEDESİ HALİDİ TARİKATININ BÜYÜK HALİFESİDİR

Dedesi Şeyh I. Abdusselam zaten bu tarikatın kurucu Şeyh Halid’in Kuzey Irak halifesidir . Seyit Abdulkadir’in dedesi Seyit Taha da Şeyh Halid’in Anadolu halifesidir. Yani Barzani-Abdulkadir bu tarikat ilişkisi zaten yıllar öncesi kurulmuştur.

 Dolayısıyla bu tespitlerimiz, aynı zamanda, Barzani isyanına neden bir Halid-i Nakşi şeyhinin seçilmiş olduğu sorusuna bir cevap teşkil edebilir. 

“BARZANİ-TALABANİ İTTİFAKI TARİKATTAN GELİYOR”

Öte yanda, ‘Neden Barzaniler’ sorusuna, ‘Çünkü Barzanilerin masada değil, sahada’ diyerek bir cevap da aranabilir. Bedirhanların ve Seyit Abdulkadir’in İstanbul’da olduğu dikkate alınırsa, arazide olan Barzanilerdir, üstelik yalnız değildir, Talabaniler de onlarla birliktedir. 

“TALABANİ KÜRT DEĞİLDİR”

Tıpkı Barzaniler gibi Talabaniler de bilinen bir Kürt aşireti değil, bir dini cemaat ailesidir. Üstelik Talabanilerin de bir Halidi Nakşi şeyhi olduğunu ve bu şeyhliği Şemdinli/Nehri(Bağlar) köyündeki Sadate Nehri aile soy ağacından geldiği hesaba katıldığında, nasıl bir yapı ile karşı karşıya bulunduğumuz görülebilir.

Bu gerçeğe Osmanlı arşivlerinden de ulaşılabilir, şöyle ki;

“KÜÇÜK BİR CEMAAT AİLESİ”

‘1900 senesinde Kerkük ve Süleymaniye bölgesinde huzursuzluk çıkartan ve Berzenci aşireti ile sürekli mücadele halinde olan Talban aşireti hakkında incelemede bulunan Fırak-i İslahiyye tarafından verilen raporda; ‘bunların aslında aşiret olmadıkları, 20-25 haneden ibaret bir aile kolu oldukları’, kendilerine aşiret namı vererek, bölgede bazı idareciler ile menfaat ve çıkar işbirliği içinde olmaları yüzünden, bu huzursuzlukların yaşanmasına neden olduklarını, dolayısıyla bölgede asayişin sağlanması için Talban reisleri ve Talban Dergahı mensuplarından 13 kişinin Bağdat ve Basra’ya uzaklaştırılmaları gerektiği, bildirilmiştir.’ 
 
“AŞİRETSİZ KÖYLÜLERİ CEMAAT KURUP ETRAFLARINA TOPLADILAR”

Bununla birlikte Barzan’ın şu özelliği dikkatten kaçırılmamalıdır; ‘Barzan şeyhleri başta Zibari olmak üzere diğer ağalara karşı sömürülen aşiretsiz köylülerin savunucusu olarak ortaya çıktılar. Büyük bir sömürülen köylü nüfusun barındığı bu feodal bölgenin, şeyhler için yerleşebilecekleri ve taraftarlarını kolayca harekete geçirebilecekleri bir bölge özelliği vardı. 

Örneğin Şeyh Ubeydullah Nehri -tıpkı Şeyh Mahmud Berzenci gibi- gücünü bir çok aşiret reisinin kendisiyle yaptığı ittifaktan almış olduğu halde, Barzan şeyhlerinin gücü aşirete değil, aşiret karşısında varlığını koruyamayan aşiretsiz köylülere dayanmaktaydı’. 

Öte yanda, bu isyan coğrafyası başka önemli özellikler de taşımaktadır…

“BU COĞRAFYA BEYLERİN OSMANLI’YA İSYAN ETTİĞİ COĞRAFYADIR”

Bu coğrafya, daha önceden yıkılmış olan Baban-Soran ve Botan beylikleri bölgesidir. Olayların yaşandığı süreçte, Bedirhanların Seyit Abdulkadir’le ve Barzanilerle artık dini ve siyasi bağlarının tesis edilmiş olduğu düşünüldüğünde, bu durum Barzanilere avantaj sağlamaktadır. 

Çünkü Barzaniler bu bölgede, önceden yıkılmış olan beyliklerin güç ve otoritesini ‘Halid-i Nakşibendi Halifeliği’ sıfatıyla dini yönden ele geçirmiştir. 

Bu noktada ‘Neden Barzaniler’ sorusunun cevabı kendine biraz daha ışık bulabiliyor: isyan coğrafyasında ve sahada bir Barzani; eski bey oğulları ve Talabani desteğinde bir Barzani; Halid-i Nakşibendi şeyhi bir Barzani…

“BU COĞRAFYA ESKİ YAHUDİ YERLEŞİM YERİDİR”

Barzan coğrafyasını diğerlerinden ayıran bir başka özellik daha var; Barzan bölgesi aynı zamanda eski bir Yahudi yerleşim yeri. Yahudiliğin bölgeye gelişi çok eski yıllara dayanıyor... 

MÖ 7’nci yüzyılın sonlarında ve 6’ncı yüzyılın başlarında, Babil Kralı Nabukadnassar tarafından Filistin topraklarında bulunan İsrail halkının esir alınması ve Irak topraklarına sürülmesi Yahudiliğin bölgeye çıkış noktası olmuştu. Bölgede bulunan Yahudi toplumunun büyük bir kısmı, Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye gibi şehirlerinin merkezlerine yerleşmişti . 

“HAHAM SALLUM BARZANİ VAR”

Yahudi dininin bölgeye gelişi sonrasında Kürtlerin bir kısmı bu dini benimsedi ve içlerinden hahamlar yetişti. Kürtlerin Yahudi hahamlarından Musul’da bulunan Haham Sallum Barzani, 1855 senesinde bir Müslüman’a hakaret edince bölgeden uzaklaştırıldı.

Haham Barzani’nin önce Dersaadet’e oradan da Selanik’e sürülmesine karar verildi. Ancak İstanbul Hahambaşı bu sürgüne müdahil oldu. 

Gerekçesi ise, ‘Haham Sallum Barzani’nin Selanik havasından rahatsız olduğu, uyum sıkıntısı çektiği ve Musul’da kalan çocuklarının perişan olduklarına’ dayandırılmıştı. Karar değiştirildi ve Haham Barzani ailesi ile birlikte Selanik yerine Kudüs-ü Şerif’e nakledildi(Kaynak: BOA, İrd. Mec. Val, 15514, 22 Recep 1272(1855)” . 
 
Barzani-Haham ilişkisi önemlidir çünkü bu ilişki İsrail’in kuruluşu ile bağlantılıdır.

“İSRAİL’İN KURULUŞUYLA BARZANİ HAREKETİ AYNI SÜREÇTEDİR”

1897’de, İsviçre’nin Basel kentinden toplanan Siyonist Kongresi’nde konuşan Thedeore Herzl ‘Yahudi Devleti’nin kurulacağını açıklamıştı. Ardından, Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kuruluşuna imkan sağlayan 9 Kasım 1917 tarihli Balfour deklarasyonunu imzalayan Fransa ve Britanya imparatorluğu ortak bir bildiri yayınladı. 

Bu bildiri ile ‘yegane gayelerinin Türklerce bunca zamandan beri ezilen halkların tam ve mutlak kurtuluşlar ve otoritelerini yerli ahalinin hür tercihi ve inisiyatifinden alan milli hükümet ve idarelerin kurulması’ olduğu, 8 Kasım 1918’te ilan edildi . 

Bu tarih itibariyle Musul ve Filistin İngiliz işgali altındadır. 

Bu noktada Barzani-Yahudi bağlantısının önemi açıktır; İsrail’in kuruluşu ile Barzanilerin silahlı Kürdistan siyaseti arasında doğrudan bir bağ kurulabilir. Yani Barzaniler yine yalnız değildir, İsrail siyaseti de artık ardındadır. 

BARZANİ ARKASINDA ARTIK İSRAİL VAR”

Günümüzde Mesud Barzani’nin Kürdistan çığlıklarına İsrail’in hemen yanıt vermesi ve ‘artık Kürt devleti kurulmalıdır’ diyerek Barzani’yi desteklemesinin ardında bu tarihi süreç de dikkate alınabilir…

Türkiye’de Barzanileri çok iyi tanıyan ve bilen elbet kalemler vardır, ancak bugüne kadar bu konuyu aydınlığa kavuşturmak isteyen bir kaleme hiç rastlanmadı. 

“TÜRKİYE BARZANİLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ TANIMIYOR”

Ne gariptir ki Türkiye, siyasi tarihinde oldukça önemli bir yer etmiş olan bu Barzanileri tanımıyor, üstelik Barzani’yi yine Barzani kaleminden öğreniyor. Bu konuda yazılmış diğer kaynaklar –ne yazık ki- yine Barzani kitabına bağlanmış. 

“BARZANİLERİ SİYASİ KÜRTÇÜLER ANLATIYOR, HERKES DE İNANIYOR”

Yabancı araştırmacılar ise Barzanilere hak ettiği ölçüde eğilmemiş. Dolayısıyla ‘Türkiye Barzani’yi araştırmayan aksine Barzani’yi dinleyen’ bir hale düşürülmüş. Oysaki Osmanlı arşivlerine iyi bakılmalı ve orada yatan Barzani gerçeği açığa çıkarılmalıdır. 

Arşivlerde yok ise eğer, bunu Barzani’nin önemsiz olduğuna değil, Osmanlı’nın büyüklüğü içerisinde Barzani’nin gölgelenmiş olduğuna sayılmalı…

Sonuçta, Şeyh II. Abdusselam Barzani’nin Osmanlı tarihinde ilk kez Kürt ve Kürtçe siyasi talepli bir silahlı hareket başlatmış oluşunun birçok sonucu oldu: 

“İLK TETİĞİ ÇEKTİLER, SİYASİ SİLAHLI KÜRTÇÜLÜĞÜ BAŞLATTILAR”

Barzaniler bu silahlı siyasi hareketin lideri olarak böylece öne çıktılar; Türk tarihi ve siyasetinde ‘Kürdistan’ dosyası açtılar; Kürt kimliği ile kendini tanıtan bir örgüt Kürtleri belki ilk kez Türklere karşı silahlı isyana sürüklemeye başladı.

Bu siyaset bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı kullanılmaktadır.

Erdal Sarızeybek

Kaynak: Büyük Suikast- Yanlış İttifak

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ