Tarih: 16 Kasım 2013, Yer: Diyarbakır

Başbakan Erdoğan, toplu açılış töreninin yapılacağı alana Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani ile Başbakanlığa ait otobüsle geldi. Yol boyunca halkı selamlayan Erdoğan ve Barzani, tören alanındaki platforma çıkarak meydandakileri selamladı. Haberişte böyle, şimdi izleyiniz…

Erdal Sarızeybek yazdı;

Usta Diyarbakır’da Mesud Barzani’ye ‘Kürdistan lideri hoşgeldiniz, biz kardeşiz. Sadece yol arkadaşı değiliz, kader arkadaşıyız. Pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz beraberiz" dedi. İşte Usta’nın o cümlesi;

‘Merhum Kadı Muhammet'in dediği gibi Allah'a, dine, İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletinde nasıl ki doğruluk dürüstlük ve sadakat varsa bütün bu özellikler Molla Mustafa Barzani'de de vardı. İşte o Barzani 81 yıl önce kardeşlerinin ülkesi Türkiye'ye misafir oldu. Bugün de Molla Mustafa Barzani'nin oğlunu, değerli dostum Mesud Barzani'yi Diyarbakır'da misafir ediyoruz.

Tıpkı babanız, amcalarınız gibi kardeşlerinizin toprağına ve onların ülkesi Türkiye Cumhuriyeti'ni Diyarbakır şehrimize hoşgeldiniz. Sizi, sizin şahsınızda Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki değerli kardeşlerimizi muhabbetle selamlıyorum... Biz kardeşiz. Sadece yol arkadaşı değiliz, kader arkadaşıyız. Pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz beraberiz ‘

ERDOĞAN BARZANİ İLE MAHŞERE KADAR BERABER

Usta siyaset dünyasında büyük bir şahsiyet. Gerçekten de bir cümleyle İngilizlerin yüzyıllık Kürdistan siyasetini, 73 yıllık Kürdistan ulusal bayrağını, bunun kutsal emanetçisi Molla Mustafa’yı ve de bayrağı devralan Mesud Barzani’yi tek bir cümlede bir araya getirip mesaj verebilmek öyle her siyasetçinin kolayca üstesinden gelebileceği bir iş olmasa gerek.

 Belki bunun da ötesinde bu mesajı devletin haber ajansı üzerinden ‘Biz kardeşiz. Sadece yol arkadaşı değiliz, kader arkadaşıyız. Pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz beraberiz’ diyebilecek kadar usta olabilmek inanın her siyasetçiye nasip olabilecek bir yetenek de değil. Belli ki çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan da ustalığa geçişler ezbere olmamış, kendini iyi yetiştirmiş ve bu sıfatı da hak etmiş: Usta.

ERDOĞAN İLK KEZ KÜRDİSTAN DEDİ, İŞ AÇIĞA ÇIKTI

Dedim ya her siyasetçinin becerebileceği bir iş değil bu iş ustalık istiyor, ustalık da zaten bu cümlede kendini gösteriyor. Tek bir cümleyle Usta, Kürdistan üzerinden İngilizlerin Sevr işgal planına; Kadı Muhammed’den yola çıkarak Ruslara ve Kürdistan ulusal bayrağına; kutsal emanetçi Molla’dan yeni bekçi Mesud’a ulaşabiliyor. Hatta hepsinin ötesinde ‘mahşere kadar’dan bugün Türkiye’nin izleyeceği siyasetin işaretlerini de veriyor.

BİR BAŞBAKAN KÜRDİSTAN DERSE ANLAMI NE OLUR

Usta Barzani’yi kucakladı, ‘Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi Başkanı hoşgeldiniz’ dedi ve mahşere kadar birlikte olduklarını dünyaya ilan etti. Bu bir ilkti, adres gösteriyordu, Kuzey Irak; isimlendiriyordu Kürdistan; kararlıydı mahşere kadar… Gerçi son zamanda bu deyişler sıradanlaştı, çok sık dile düştü hatta ‘Kürdistan’ lafı üzerinden örgütün siyasi ayağına ‘Defolun gidin, Irak kuzeyinde Kürdistan var’ bile denildi ama bu mesele taşıdığı önemi hiç kaybetmedi. Aksine gündemde tutuluyor oluşu onu daha dikkat çekici kıldı.

Peki, bu son günlerin iç siyasetinde iz bırakan Kürdistan işin gerçeği hangi Kürdistan’dı?

Tarihte böyle bir devlet kelimenin taşıdığı anlamla eş olarak hiç kurulmamış olsa da günümüze kadar gelen, coğrafyası Kuzey Irak olan ve birbiriyle de bağlantılı beş küresel siyasi proje vardı; İngiliz Kürdistan Krallığı, İngiliz Sevr, Rus Mahabad, Yahudi Kürdistan ve Amerikalı Kürdistan. Usta hangisini bize hatırlatmak istiyordu? ‘Biriz beraberiz, mahşere kadar ortağız’ dediği Barzani hangisinin ayağı idi?

ŞEYH MAHMUD BERZENCİ PROJESİ, KUZEY IRAK

Bildiğimiz gibi İngilizler Musul’u işgal ettikten sonra Irak kuzeyinde bir Kürdistan Yöneticiliği kuruldu. Henüz krallık yoktu. Başına da Şeyh Mahmud Berzenci’yi getirildi. Bilinen bir devlet ilanı değildi bu. Devlet ilanından ziyade bölgeye genel bir vali ataması gibi bir şeydi bu ya da Usta’nın deyişiyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi benzeri bir yapı. Hani Mustafa Kemal Paşa’ya suikast olayında adı geçen bir Ali Galip vardı ya, onun da yanında bir İngiliz ajanı vardı Binbaşı Noel.

İNGİLİZLER BU PROJEYİ BAŞLATTI


İşte bölgesel yönetimi ilan eden bu Noel’di. Bunu olayın tanığı ve Berzenci’nin yakın dostu olan Refik Hilmi’den öğreniyoruz. Refik Hilmi diyor ki: ‘Binbaşı Noel, Wilson’un tavsiyesi üzerine, 1918 Kasımı’nın birinci gününde, Süleymaniye’nin merkezinde şehrin din adamları eşraf, tüccar ve aşiret başkanları ile bir toplantı yaptı. Burada Irak’taki Britanya Hükümeti’nin temsilcisi( Genel Hükümdar) adına Farsça uzun uzun konuştuktan sonra, Şeyh Mahmud’un Genel Hükümdar tarafından ‘Kürdistan Yöneticisi’ olarak atandığını açıkladı.’

İşte bugün ayrılıkçı siyasi Kürtçülerin meydana çıkıp da ‘tarihte bizim bir krallığımız vardı’ deyişinin ilk temel taşı buydu. Bölgesel yönetimle başlayan bu proje, Mondros Mütarekesiyle Sevr işgaline dönüştürüldü. Böylece Anadolu’da bir Ermenistan ve Kürdistan diye iki ayrı devlet kurulması planlandı ama tutmadı. İşler planlandığı gibi yürümedi ve Atatürk’ün önderliğinde başlatılan kurtuluş savaşıyla bu siyasi proje Lozan’da sonuçsuz bırakıldı.

LOZAN’DA BÜYÜK SUİKAST SONUÇSUZ BIRAKILDI


Lozan’da bağımsız yeni bir Türk devletinin doğuşunu ilan edildi. Dünya tarihinde eşine az rastlanır büyük bir zaferdi bu. Hal buyken nedense şimdi Lozan tartışmaya açılıyor. Sevr öne çıkarılıyor. Hatta aynı tepsiye konularak keşke Sevr olsaydı diyenler dahi çıkıyor. Bu doğru değil. Bugün işin içyüzünü bilmeyip ‘Sevr olsaydı keşke’ diyen masum zihniyetler unutmasınlar ki, Atatürk bu işgal projesini birlikte yaşadığımız bu vatan topraklarında Türk milletine karşı ‘Büyük Suikast’ olarak görmüş ve gelecek nesillerin hafızalarında yer etmesi için Nutuk’ta şöyle kayda geçmişti;

‘Saygıdeğer efendiler, bu antlaşma( Lozan), Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış Büyük Suikast’ın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.

LOZAN DEMEK, CUMHURİYET VE TÜRK ORDUSU DEMEK

Bu cümlede yer alan Lozan en başta işgale karşı direnişi örgütleyerek büyük zaferi kazanan Türk Ordusunu ve bu zaferi taçlandıran Türkiye Cumhuriyeti’ni bize anlatıyor. Buradan biz, Türkiye yeniden büyük suikastla karşı karşıya gelirse eğer ilk hedefin ordu ve ardından Cumhuriyet olacağını anlıyoruz. Türk Ordusu etkisizleştirilebilirse eğer Cumhuriyet savunmasız kalabilir ve Cumhuriyeti yıkmak kolaylaşabilir diye düşünebilirler. Bu durumda eğer ki bir zamanlar savaştıklarımız şimdi ortaya çıkıp da bu tarihi yeniden yapmayı düşünüyorsa, önce zafer kazanmış Türk Ordusunu ardından da Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alacakları anlamına geliyor bu.

Bu bir sır değil, yakın Türk tarihinin bize aktardığı bir ders. İlker Başbuğ Paşa da ordumuza karşı kurulan kumpas açığa çıktığında, Fetö’nün hedefi Türk Ordusu ve Türkiye Cumhuriyeti dememiş miydi? Demişti ve haklıydı.

KOZMİK ODA NEDEN ARANDI

Diyeceksiniz ki şimdi ‘olur mu canım, ordu yoksa millet var’. Doğru millet var ama iş tıpkı milli mücadelede olduğu gibi topyekün vatan savunmasına gelirse eğer, milleti işgale karşı teşkilatlandıracak olan gücün Türk Ordusunu olduğunu unutmayınız. Kaldı ki Arınç’ın temelsiz iddiaları üzerinden Kozmik Oda’nın nasıl aranmış olduğunu da hatırlayınız. 

Ne vardı bu odada?

İşgale karşı halkın direniş örgütlenmesi ve yapılanması vardı. Bu noktada ‘Efendim ne olur ki yeniden yaparız’ da diyebilirsiniz ama iş şöyle değil! Ana fikrimizi öğrendiler, seferberlikte Türk Ordusunun hangi bölgelerde hangi özelliklere sahip kişi ve kurumlar üzerinden nasıl teşkilatlanmış olduğunu öğrendiler. Elbette bu plan yeniden yapılacak ama bu kez işimiz daha zor olacak.

Lozan’la Sevr işgali sonuçsuz bırakılınca İngilizler payına düşen Irak, Filistin ve Arabistan’a, Fransızlar ise Suriye ve Lübnan’a yerleştiler. Bu paylaşımda Amerika yoktu. Rusya da yoktu. Derken ikinci büyük harp geldi çattı...

RUS PROJESİ: MAHABAD

Bu kez fırsatı kaçırmak istemeyen Ruslar öne çıkarak stratejik bir hamleyle Kürt kartını ileri sürdüler. İran’da ‘Mahabad Cumhuriyeti’ adıyla bir devlet kurdular. Başkanlığına Kadı Muhammed’i getirdiler. Bunu da bizim kurtuluş savaşı gibi, milli mücadelemiz ve Cumhuriyetin ilanı gibi zorlu süreçlerden geçmiş bir ‘Baş Yapıt’ olarak düşünmeyiniz. İşin başı Ruslardı sonu Ruslar, orduyu kuran silahı veren, devleti ilan eden de Ruslar. Üç Sovyet subayı eşliğinde aldılar yanlarına Kadı’yı, getirdiler Barzani‘yi ordunun başına. Böylece bir devlet çıktı ortaya. Hatta Molla Mustafa Barzani general rütbesi takıp ‘Başkomutan’ bile oldu. Usta bu tarihi olayları iyi biliyor olmalıydı ki bir yanda oğlunu kucaklarken söz sırası babasına geldiğinde Kadı Muhammed’i bize hatırlatıyordu. İşte sözleri;

‘Merhum Kadı Muhammet'in dediği gibi Allah'a, dine, İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletinde nasıl ki doğruluk dürüstlük ve sadakat varsa bütün bu özellikler Molla Mustafa Barzani'de de vardı…’

STALİN’İN TEHDİTLERİ TÜRKİYE’Yİ ABD’YE YÖNLENDİRDİ


Usta’nın yadettiği merhum işte bu Mahabad’ın ilk ve son cumhurbaşkanı olan Kadı Muhammet idi. Perde arkasında Çar Deli Petro’ndan vasiyeti vardı, ‘Akdeniz’e açılmak’. Bunun yolu Çanakkale- İstanbul boğazlarıyla Umman Denizinden geçiyordu. Stalin’in Türkiye’den üs talebi kabul görmeyince Ruslara tek seçenek kaldı, o da İran.

22 Ocak 1946’da, aşiret liderleri, KDP yöneticileri, üç Sovyet subayı ile Barzani’nin hazır bulunduğu bir toplantı yapıldı. Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilan edildi. Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi. Bugün Barzani’nin ‘Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ diyerek dalgalandırdığı hatta Türkiye’yi ziyaretinde Türk Bayrağı ile birlikte göndere çektirdiği bayrak işte bu bayraktı.

 İşin özeti buydu ama bu proje diğerlerine göre farklıydı…

MOLLA MUSTAFA BARZANİ 11 YIL RUSYA’DA KALDI

En başta bu Mahabad, Usta’nın coğrafyasını işaret ettiği ‘Kuzey Irak’ta değildi. Ayrıca bulunduğu yerin binlerce yıllık tarihi, kavimleri, uygarlığı, dinleri ve enerji kaynaklarıyla seçilmiş küresel siyasi bir proje de değildi. O günkü konjonktürün tetiklediği stratejik bir Stalin hamlesiydi. İlk büyük harbin sonunda Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı isteyen, üstüne de Boğazlarda üs talep eden Stalin bu istekleri gerçekleşmeyince işte bu Mahabad üzerinden Ortadoğu’ya açılmak istedi. Ama Amerika ve İngiltere karşı koyunca ömrü bir yıl dahi sürmedi. Hala adı geçiyor olsa da tarihten silinip gitti.

Yıkıldığı zaman üzüntüsünden olsa gerek Molla Mustafa bine yakın peşgermegesiyle birlikte Ruslara sığındı. Tam 11 yıl orada kaldı, askeri akademiye gitti, gerilla eğitimi aldı. Sonunda dönüp dolaşıp Irak kuzeyindeki coğrafyasına geri geldi. Irak merkezi hükümetine karşı başlattığı direnişte bu eğitimin çok da faydasını gördü.

İKİNCİ DÜNYA HARBİNDEN SONRA ABD VE İSRAİL DEVREDE

İşte ‘tarihte devlet kurduk adı da Mahabad’ dediklerinin başı da sonu da buydu. Ama dediğim gibi coğrafyası ve kuruluş stratejisi farklı olduğu için bu resim Usta’nın ‘Kürdistan’ diyerek çizdiği resimle örtüşmüyordu. Üstelik içinde İsrail yoktu. Bu noktada Usta haklıydı, İsrail’in içinde olduğu bir Kürdistan vardı.

Peki, bu neyin nesiydi?

Stalin Mahabad hamlesinden iki yıl sonra bu kez Amerika harekete geçti. Balfour Deklarasyonuyla yıllar önce varlığı ilan edilmiş olan bu Yahudi devlet, 1948 yılında, Müslüman coğrafyanın tam kalbinde kuruldu. İkinci büyük harbin Ortadoğu açısından belki de en önemli sonucu bu devletin varlığı oldu. Kurulmuştu kurulmasına ama bizi bugünlere sürükleyen savaşları tetikledi hala da sürüyor…

İSRAİL HAÇLI’NIN ORTADOĞU’DAKİ KALESİ

Mesele şuydu; İsrail sadece Amerika tarafından değil tüm Avrupa hatta Hristiyan alemince Haçlı’nın ileri bir karakolu olarak görülüyor ve ne pahasına olursa olsun bu coğrafyada yaşaması isteniyordu. Enerji kaynakları bir yana, kutsal topraklar söz konusuydu. Ama bu kolay olmayacaktı;

İSRAİL’LE BİRLİKTE TARİKAT-SİYASET-TİCARET ÜÇGENİ KURULDU

Ortaya çıkışıyla birlikte tetiklenen savaşlar zamanla Müslüman-Yahudi şeklinde bir din savaşına doğru yol almaya başlayınca iş değişti. İsrail’e bölgede müttefik devlet ve işbirlikçi arayışı başladı. Bu arayışlar sonunda İsrail’i Sevr’le buluşturdu. Kurtuluş savaşıyla sonuçsuz bırakılmış olan proje soğutulduğu raftan indirildi ve oyuna sürüldü. Suudiler işte bu süreçte Rabıta üzerinden Türkiye’ye yeşil Amerikan dolarıyla üşüştü ve tarikatlara cemaatlere doluşmaya başladı.

BOP’TAN ÖNCE İSRAİL PROJESİ ORTAYA ÇIKTI, 1982

Olaylar kendine böylesi bir mecra bulur iken Türkiye, ‘12 Eylül darbesi neden yapıldı’ sorusuna bir cevap aramakla meşguldü. Dolayısıyla Dünya Siyonist Dergisi Kivunim’de ‘1980’lerde İsrail İçin Strateji’ başlığıyla ortaya çıkan Ortadoğu Planını göremedi. Plan açıktı. İsrail’i kuşatan Müslüman ülkelerin etnik ve mezhep farklılıkları temelinde ayrıştırılması, çatıştırılması ve parçalanması öngörülüyordu. Kopan parçalarda İsrail’e müttefik yönetimlerin iş başına getirilmesiyle hem İsrail’in güvenliği sağlanmış olacak hem de coğrafyanın enerji kaynakları Batı’nın yönetimine geçmiş olacaktı. Düğüm noktası Kürdistan’dı.

İSRAİL PROJESİ SEVR’İN GÜNÜMÜZ VERİSYONU

İşin aslı bu plan yeni değildi, Sevr’in günümüz tercümesiydi. Hedefi; Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni-Kürt devletinin kurulması, bu yolla Türklerin Asya ile coğrafik bağının kesilmesi ardından kuşatılarak ele geçirilmesiydi. İsrail’in ortaya çıkışıyla sadece hedefe giden yollar değişti. Kullanılacak siyasi ayaklar değişti. Önce işbirlikçi yönetimler eliyle sözde demokratik yollarla Anadolu’nun kaynaklarını ele geçirmek, nihayetinde ise Kürdistan’la birbirine komşu dört ülkeyi parçalamak şeklinde Sevr’den daha kapsamlı siyasi bir projeye dönüştü.

ERDOĞAN İSRAİL’İ SÖYLEDİ AMA ABD’Yİ SÖYLEMEDİ

Resmin buraya kadar görülen şekliyle Usta’nın ‘Kuzey Irak Kürdistan lideri hoşgeldiniz’ sözünde geçen Kürdistan bu olmalıydı. Bir İsrail projesiydi. Barzani projenin siyasi ayağıydı. Belki Usta bu planı yeni öğrenmişti, yeni farkına vardığı için de ‘arkasında İsrail var PKK var’ diyerek bağımsızlık referandumu yapan Barzani’ye bu yüzden öfkelenmişti. Kim bilir?

Ama gel gör ki İsrail’in ardından Amerika da Ortadoğu’ya fiilen adımını atınca işler yine değişti…

İlk büyük harpte ABD ve Rusya Ortadoğu’ya inememişti, bunu biliyoruz. Almanya’ya karşı savaşıyorlardı. Savaş bittiğinde Osmanlı’nın toprakları paylaşılmış, bu paylaşımda Amerika ve Rusya’ya pay düşmemişti. Derken ikinci büyük harp gelip çatmış ama yine de bu iki ülke bu coğrafyaya inemememişti. İlk hamleyi yapan Stalin Mahabad tutmayınca geri çekildi ve hemen ardından ikinci hamleyi oyuna sürdü. Sıcak denizlere açılması gerekiyordu. Bu amaçla ‘Kürdistan Demokrat Partileri(KDP) kuruldu. Irak KDP’sinin başına Molla Mustafa Barzani getirildi. İran ve Suriye de KDP’lerden payına düşeni aldı . İşte bugün Rusya oyunu bu siyasi ayaklar üzerinden oynuyor hem Barzani’de eli var hem de Suriye’deki PKK terör örgütünün türevlerinde.

Amerika’ya gelince…

Stalin hamlesine karşılık ABD İsrail devletini kurdu. Haçlı desteğini de yanına alarak elini coğrafyaya uzattı ama bir sorun çıktı. Dediğim gibi Arap-İsrail diye etnik kimlikler üzerinden giden savaşlar Müslüman-Yahudi şeklinde bir dinler arası savaş riskini sürükleyince oyun değişti. Yaklaşık üç bin kişinin yaşamını yitirdiği 11 Eylül terör saldırısı bahanesiyle tarihte ilk kez, ABD silahlı kuvvetleri Ortadoğu’ya indirildi. Ve bugün hala orada...

BOP, İSRAİL PROJESİNİN UYGULAMASI

Amerika’nın da artık bir Kürdistan’ı vardı. Amerikalı emekli Albay Ralph Peters haritasını bile yayımlamıştı; Türkiye’de sokakta oynayan çocukların dahi adını bildiği ‘BOP ve Kürdistan . Projenin siyasi ayağı yine Barzani’ydi. Büyük resme böyle bakıldığında hem İsrail hem de ABD projeleri açısından 91 Körfez Savaşının dönüm noktası olduğunu görüyoruz. Çünkü bu süreçte ‘Postal öpücü’ denilen Barzani ‘Özerk Kürdistan Yönetimi Lideri’ yapıldı. Tesadüf bu ya hep aynı süreçte ‘üç eşkıya’ dedikleri pkk terör örgütü de bu süreçte silahlı güce dönüştürüldü. Düşününüz babaları Molla Mustafa bile Irak merkezi hükümetine karşı uzun yıllar gerilla savaşı yapmış ancak tarihin hiçbir döneminde böylesi bir siyasi ve silahlı bir zafer elde edememişti. Usta’nın söylemeyi unuttuğu belki de bu olmalıydı.

HEDEF: TÜRK ORDUSU VE CUMHURİYET

Şimdi karşımıza Türkiye’ye karşı konumlanmış silahlı ayağı PKK, siyasi ayağı Barzani olan iki küresel proje çıkıyor; 

Biri Yahudi Kürdistan diğeri de Amerikalı Kürdistan. Bu iki proje temelini Sevr’den aldığı için iş dönüp dolaşıyor Gazi Paşa’nın deyişiyle sinsi ve yüzyıllardan beri kurgulanmış, son denemesinde kurtuluş savaşıyla sonuçsuz bırakılmış Büyük Suikast’a geliyor. Her iki projenin de artık ilk hedefinin Türk Ordusu, ardından Türkiye Cumhuriyeti olduğunu kolayca anlayabiliyoruz. Bugün Ruslar da oyuna girdiği için, tehlikenin hiç olmadığından daha yakın ve daha ağır olabileceğini artık hepimizin düşünmesi gerekiyor…

BARZANİ, BAHÇELİ, ERDOĞAN VE 15 TEMMUZ

Bu çelişkili yönlerine karşın Usta siyaset dünyasında büyük bir şahsiyet. O her yerde, evde pazarda çarşıda ekranlarda ama özellikle de afişlerde. Ne zaman çıksam Ankara’ya ne zaman baksam sağa Usta orada. Baksam sola yine Usta. Gerçi insan zamanla kanıksıyor ama yine de bir bakış atmadan edemiyor. Ben Usta’yı işin gerçeği Dağlıca’da tanıdım hani 12 askerimizin şehit düştüğü, sekiz askerimizin de kaçıldığı ağır vakada.

USTA


Bir söyleşi için gittiğim Rize’de de görmüşlüğüm var, yürüyordu. Hemen hemen her yer afişlenmiş, biri sağa biri sola sıralanmış, görmeden geçmek zaten mümkün değil. İnsanı etkileyen gözleri öyle dizayn edilmişti ki ister yukarıdan gelin ister aşağıdan sizi izliyor, sizi takip ediyor ne yapsanız kurtulmanız imkansız gibiydi. Öyle bir çarpıcı bir etki bırakıyordu ki bunu tek pozda becerebilmek başlı başına bir ustalıktı. Görmezden gelemediğim bir diğer özelliği ise Usta daha uzundu. Tabi göz yanılması da olabilir çünkü zaten uzun boyluydu. Belki de bu afiş ‘Uzun Adam’ sıfatına denk düşmesi için tasarlanmıştı, bilemiyorum.

‘Uzun Adam’ deyince… 

Bu sözü de ilk kez Usta’nın kendi sesinden dinlemiştim. Yıl 2014, yani 17/25 Aralık’tan önce değil, hemen sonra Usta Trabzon’da konuşuyor ve Fetullah Gülen’in kendisi için ‘bu uzun var ya bu uzun’ dediğini anlatıyor, anlatırken de sitem ediyordu;

‘Geçenlerde benimle ilgili söylediği ifade şu, yazıklar olsun, yazıklar olsun. ‘Bu uzun bize çok hainlik yaptı’ demiş. Nasıl hainlik yaptıysak. 17 üniversite kurmak için geldiler, hepsini onadım. Bu muydu hainlik? Bu ne vicdandır be!.. Okullar için yer istedi, verdik. Uluslararası camiada davet ettiler, devlet hükümet başkanlarına bunları refere ettik. Olimpiyat dediler, her türlü desteği verdik. Ne nankörlük bu ya? Ne istediniz de alamadınız?’

UZUN ADAM

Böylece Usta’nın sıfatlarından birinin de ‘Uzun Adam’ olduğunu anlamıştım. Sonra bu sıfat zamanla ‘Usta’ya dönüştü. Peki Usta’ya hiç çekinmeden korkmadan pervasızca ‘Bu uzun bize çok hainlik yapmış’ diyen kimdi?

USTA ALDANMIŞ

Usta bir gün açıkladı, 17/25’in iki yıl sonrasıydı. Hukuki Araştırmalar Derneğiyle bir araya geldiği öğle yemeğinde kendisine ‘Uzun’ diyen Gülen’i anlattı ama bu kez sertti. ‘Çete bu’ dedi ‘çete’ ve bu çeteyi üç parçalı bir yapıya benzetti; 

‘Bu çete, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ise ihanet olan bir çetedir. Emniyet içindeki bir grupla birlikte hükümete ve şahsıma yönelik bir darbe hazırlığı içinde olduğu gerçeğiyle karşılaştık ve aldandık. Niye? Bakıyorsun tabanda ibadet var, ortada ticareti görüyorsun ama tepede, tavanda ihaneti doğrusu tespit edememenin zaafı içinde olduk’.

 Tabii Usta ‘aldandık’ deyince aklıma Barzani geldi, bu kez güldüm geçtim.

Bu üç katlı çeteyi anlatırken Usta ‘sertti’ demiştim, doğru, üstelik öfkeliydi de… ‘Bu ne nankörlük ya’ diyerek ettiği sitemden eser kalmamış aksine bu yapıya ‘çete’ diyor ve savaş ilan ediyordu.

FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞI KİM


Ve şimdi Türkiye işte bu çeteyle mücadele ediyor; tam üç yıldır ülkede gözaltılar var, arada ihraçlar var, tutuklamalar var, işten atılanlar var ve yargılamalar ülkenin dört bir yanında ayrı ayrı mahkemelerde sürüyor. Çarpıcı olanı ise kod adı Fetö olan bu yapının devletin tüm kurumlarına sızmış oluşu. Çetebaşının deyişiyle devletin ‘kılcal damarlar’ına kadar girilmiş; her meslek grubu var; asker, polis, hakim, savcı, emekli, memur, işçi… Ama yine de bir şey eksik, bu çetenin siyasi ayak yok!.. Bunu da Usta’nın ortağı Bahçeli’den öğreniyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mart yerel seçimlerinin hemen öncesinde, ‘örgütün sekiz ayağı olduğunu, hepsinin ortaya çıktığını ama siyasi ayağının hala bulunamadığını’ duyurdu. Sözleri aynen şöyle;

‘Yurtta Sulh Konseyi olduğunu söylüyorsunuz. Askeri ayağı zaten sekiz ayağının ilki. TSK'nin içerisine sızmışlar. Şimdi yavaş yavaş ayıklanıyor. Diğerleri nerede? Siyasiler nerede? Bürokratlar nerede?’

FETÖ: ÜÇKATLI, DOKUZ AYAKLI, BİR AYAĞI YOK

Şimdi iş garipleşiyor; Usta bu çete üç katlı diyor, Bahçeli bu çete dokuz ayaklı diyor ve bir ayağı da yok diyor. Bir yanda Usta öte yanda Bahçeli, ben ise hala şaşkın. Üç katlı dokuz ayaklı ve bir ayağı da olmayan bu çeteyi gözlerimin önünde canlandırmaya çalışıyorum ama bir türlü bu parçalarla anlamlı bir resim çizebilmek mümkün olmuyor. Şimdi Türkiye işte bu resme bakıyor, bu çeteyi arıyor ama haklı olarak bir şey göremiyor. Çünkü daha çetenin başı yok!.. ‘Yurtta Sulh Konseyi’ nedir, başı nedir sonu nedir henüz ortaya çıkmış değil, yargılamalar sürüyor.

AKP VE MHP ARAŞTIRMA ÖNERGELERİNİ REDDETTİ

Akıllar bu ucube resimle böylesi bulanırken… İYİ Parti ,19 Temmuz 2018, Meclis’e 'FETÖ'nün siyasi ayağı ortaya çıkarılsın ' diyerek bir araştırma önergesi verdi ama kabul görmedi. Önerge AKP ve MHP oylarıyla düşürüldü. Yine de İYİ Parti işin peşini bırakmadı. 16 Mayıs 2019’da bu kez ‘darbe kalkışmasının askeri ayağı yurtta Sulh Konseyi'nin, siyasi bir taraf ve grupla ilişkileri açığa çıkarılsın’ diyerek ikinci önergeyi verdi. Ancak bu da AKP’nin ret, MHP’nin çekimser oylarıyla reddedildi. Bu noktada akıl bulanmakta haklıydı, öğrenmek istiyordu: ‘Neden?’

Önergeye ‘Hayır’ diyen AKP lideri; ‘zaafa düştük, ihaneti görmedik ama bu paralel devlet yapılanması adı verilen ulusal güvenliğimize legal görünüm altında illegal tehdit oluşturulan bu yapıyı er veya geç çökerteceğiz. Bunun hiç lamı cimi yok’ diyen Usta’ydı.

USTA ORTADA, SAĞINDA BAHÇELİ, SOLUNDA BARZANİ

Usta’ya destek veren MHP lideri ‘çıksın artık bu siyasi ayak artık ortaya çıksın diyen’ Bahçeli idi. Ve her ikisi de kendi ifadelerine göre ‘pazara kadar değil mezara kadar ortak’ idi. Ama işin ilginç yanı Usta’nın bir ortağı daha vardı. Dört yıl öncesi kucak açtığı Barzani’yi işaret ederken ‘Biz kardeşiz. Sadece yol arkadaşı değiliz, kader arkadaşıyız. Pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz beraberiz’ demişti.

Hani bunu ben söylemiş olsam gülüp geçebilirdiniz ama öyle değil. Usta diyor bunu, Barzani’ye ‘yol arkadaşıyız’ diyor, ‘kader arkadaşıyız’ diyor hem de mahşere kadar! Gerçi Bahçeli’ye de ‘mezara kadar’ demişti ama ‘mahşere kadar’ dememişti. Şimdi Bahçeli bu işe ne der bilemiyorum ama ben bu ortakları büyük resimde nereye koyacağız, onun düşüncesindeyim… Usta ortada, sağında Bahçeli, solunda Barzani ve hepsi ortak hem de mezara kadar.

Erdal Sarızeybek
Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak/ Destek Yayınları, Ekim 2019

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ