Erdal Sarızeybek yazdı:

Tarih: 27 Eylül 2017. Yer: Beştepe/ Ankara.

Usta ‘2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuşuyor ve Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin olarak ‘İhtimal vermiyorduk, yanılmışız’ diyordu. Öfkeliydi, hiddetten yüzü kızarmış, bir yandan yumruğunu masaya vuruyor öte yanda işaret parmağını ileriye doğru uzatarak ‘senin canına okuyacağım’ dercesine sallıyordu.

Ben ise şaşkın, açmış gözlerimi izliyordum. Şaşkın diyorum, doğrudur. Çünkü Usta’nın bu ‘ihanet’ çıkışından çok değil daha dört yıl öncesinde ‘Kürdistan lideri hoşgeldiniz’ deyip Barzani’yi kucaklayışı, ‘mahşere kadar beraberiz’ diyerek sarılışı gözlerimin önüne geldikçe… Hatırlayınız Arınç’ın gözyaşlarını hatta Usta’nın çıktığı koltukla sahneye fırlayan Şivan Perver ile İbrahim Tatlıses’in attığı ‘Megri Megri’ çığlıklarını… kulaklarımız hala çınlıyor.

Peki, bu arada geçen dört yılda ne oldu ne bitti de Usta böylesine değişti?

Bilemiyorum ama belki de bu bir alışageldik savunma mekanizması olmalı. İşte bugün Türkiye Kod Ergenekon kumpasını konuşuyor, karar daha yeni açıklandı. Usta bu davayla ilgili olarak ‘ben bu davanın savcıyım’ demiş, soruşturmaya devlet desteği vermiş hatta Zekeriya Öz’ü zırhlamıştı. Peki şimdi ne diyor; ‘Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldık.’ Görüyorsunuz işte Türkiye’ye tam yedi yıl kan kusturan bu ağır vakayı tek kelimeyle kesip atıyor, kendine göre dosyayı kapatabiliyor.

ERDOĞAN BU İŞİN ARKASINDA AMERİKA OLDUĞUNU NEDEN SÖYLEMİYOR

Hani demiştim ya ‘Usta işaret parmağını Barzani’ye doğru uzatarak ‘senin canına okuyacağım’ dercesine sallıyordu. Ben ise açmış gözlerimi şaşkınlıkla izliyordum...’ diye. Elbette ki bu şaşkınlığın altında Barzani ile dört yıl önceki kucaklaşması yatıyor olsa da beni asıl şaşırtan Amerika’dan hiç söz etmeyişi olmuştu. Sert sözlerle İsrail diyebilen bir Usta bir türlü ABD diyememişti.

İKİ KÜRDİSTAN VAR; AMERİKALI VE YAHUDİ


Öyle ya İsrail’in Kürdistanı varsa Amerikalının da bir Kürdistanı yok muydu? Siyasi ayağı da Barzani değil miydi? Gerçi İsrail’i de kendiliğinden açığa vurmamıştı. Barzani’nin bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olduğu için, İsrail’e tepki göstermek zorunda kaldı. Ama iş ABD’ye dayanınca, Barzani ile Amerika arasındaki bağı kurmaktan nedense kaçındı.

Bunun nedeni BOP olabilir mi çünkü Barzani-Kürdistan ve BOP kelimelerini yan yana getirmiş olsaydı, hiç şüphe yok ki toplum hafızası bu durumda BOP ile Eşbaşkan arasındaki köprüyü kurabilecekti. Bu köprüyü geçebilen bir insan aklı, bu kez Usta ile BOP arasındaki ilişkiyi de sorgulamaya başlayabilecekti. Bilemiyorum…

İSRAİL PLANI ABD İLE AT BAŞI

Bir süredir gündemden uzak kalmış BOP’un yeniden hortlatılması belki işine gelmemiş olabilir. Eski tartışmaları yeniden alevlendirmek istememiş olabilir. Bilemiyorum ancak işin aslına bakıldığında özellikle ABD-BOP ile İsrail arasındaki bağların kamuoyunun dikkatinden kaçırılmak istendiğini biliyorum. Gerçekten de 1982 İsrail Planıyla 2006 Amerika Planı yan yana nedense getirilmek istenmiyor.

VARLIK VE BEKA SORUNU: BOP

Açık oturumlarda bu konu hak ettiği yeri bulamıyor. İsrail’in Müslüman ülkelere yönelik emellerini açığa vuran ve Dünya Siyonist Dergisinin başköşesinde yer alan yeni yol haritası Türkiye’de gündeme hiç düşürülmüyor. Hele ki Amerika’nın gerçek niyet ve emellerini ortaya koyan ve adına ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ denilen plan her nedense gerçek anlamda hiç tartışılmıyor. Halbuki her ikisi de Türkiye açısından bir varlık ve beka sorunu olarak karşımıza duruyor.

BOP’UN TÜRKÇE TERCÜMESİNİ YAYINLAYAN BİR ELİN PARMAKLARI KADAR AZ

Şimdi diyeceksiniz ki ‘olur mu canım, herkes biliyor’. Doğru neredeyse sokakta oynayan çocuklar dahi BOP’a aşina belki ama sadece adına ve haritasına. Evet Türkiye BOP’u biliyor, haritasını biliyor, Büyük Kürdistan’ı biliyor. Hedefinin Türkiye’yi parçalamak olduğunu da biliyor. Ancak bu proje nasıl hayata geçirilecek, plan ne program ne? İşte söylediğim nedenlere onu göremiyor. Görmesine de imkan yok. Bu planı tercüme edip Türkçe karşılıklarıyla kamuoyuna duyuran insanlarımızın sayısı bir elin parmakları kadar az.

Neden?

Sanıyorum bunun nedeni planın içinde gizli olmalı. Kabulü mümkün olmayan öylesi ağır ifadeler içeriyor ki, topluma tüm çıplaklığıyla açıklanmış olsa inanılmaz bir tepkiyle karşılanacağından hiç şüphe yok. İnanın böylesi bir planın hedefinde Uganda olsa, ABD’ye ‘Nota’ vermek durumunda kalırdı. Sözde ya da özde müttefik olan bir ülke, ittifak kurduğu bir ülkenin toprak bütünlüğünü, varlığını hatta bekasını böylesi ağır bir tehditle karşı karşıya bırakabiliyorsa, Tanzanya da olsa o ‘nota’yı ABD’ye çakardı. Ama Türkiye’de yaprak bile kımıldamadı. Hele ki müzik notası hariç, diplomatik ‘nota’ hiç gündeme gelmedi. Aksine bugün dahi Amerika’nın ‘stratejik ortak’ olduğuna vurgu yapılıyor.

BOP’UN ASIL HEDEFİ TÜRKİYE

Mesele de bu zaten; Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisinde resmen duyurulan bu planın ana hedefi Türkiye olduğu halde, nasıl oluyor da ülkeyi yöneten siyasi irade bu denli ağır ve yakın tehdidi görmezden ve duymazdan gelebiliyor? Oysaki bu planın başı da sonu da Kürdistan’la başlayıp bitiyor. Düğüm noktasını bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması teşkil ediyor. Yani işin aslında Usta’nın öfkelenmiş görünerek tepki verdiği Barzani’nin bağımsızlık referandumu bu planın bir parçası. 

Belki de ilk sorun burada başlıyor. Bu Kürdistan projesine ‘ülkemize yapılmış bir ihanettir’ diyebilen Usta, ihanetin odağında yer alan BOP’a hiç ses çıkarmıyor. Mademki bu proje Türkiye’ye ihanettir, öyleyse nasıl bu ABD ‘stratejik ortak’ oluyor sorusu hiç sorulmuyor. Ama artık sorulmalı…

BOP ABD SİLAHLI KUVVETLER DERGİSİNDE YAYIMLANDI

BOP adıyla hafızalara kazanmış haritayı çizen Amerikalı emekli Albay Ralph Peter’s’dir. Çizdiği harita ve bu haritaya bağlı olan plan, ‘Kanlı Sınırlar, Daha İyi Bir Ortadoğu’ başlığı altında açıklanmış ve ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin Haziran 2006 baskısında yayımlandı. En basit mantıkla hiç detaya girmeden planın sonuna bakıldığında kimlerin kaybedeceği sütun sütun sıralanmış. Uluslararası ilişkiler açısından hiçbir kaygı duyulmaksızın ülkelerin adı açıkça yazılmış. Ve Türkiye bu sütunların kaybedecek olanlar tarafında yer alıyor. Bu BOP, ‘bölgede bir Kürt devleti kurulmalıdır’ diyor. İşte o satırlar;

‘Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. Ortadoğu’da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ila 36 milyon arasında Kürt vardır. Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, -düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda- Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler Ksenofon’un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir.’

BOP BİR ABD-İSRAİL PROJESİDİR

‘Bitişik bölgeler’ dediği Türkiye-İran-ırak ve Suriye. Amerika, Türkiye dahil dört ayrı ülkede yaşayan Kürt kökenli insanları projeye dahil ediyor ve ‘bağımsız bir devlet kurulmalı’ diyerek projenin nasıl işletileceğine dair yol haritası çiziyor. Bu şekliyle bu plan İsrail’in Ortadoğu planıyla bire bir aynı. Hatırlayalım Oded Yınon da ‘Irak üçe parçalanmalı ve kuzeyde Kürt devleti kurulmalı’ diyordu.

Yani iş bölgede bir Kürt Devleti kurulmasına gelince, ABD ile İsrail aynı yolda beraber yürüyor. Ermenistan-Kürdistan projesinin ta yüz yıl öncesi bir İngiliz projesi olduğunu düşündüğümüzde, İngilizlerin de bu oyuna girmiş olduğunu söylemek mümkün. Böylece Türkiye’nin karşısında üçlü bir cephe çıkıyor; ABD-İsrail ve İngiltere.

BOP PROJESİ ÖZAL’LA FİİLEN SAHADA BAŞLADI

Öte yanda, Amerika -biz hala almamış olsa da- 91 Körfez Savaşından kendine ders çıkarmış. Hatırlayalım ne olmuştu bu savaşta? Özerk Kürdistan Yönetimi kurulmuştu yani siyasi Barzani. Sığınmacılar ve Çekiç Güçten istifadeyle terör örgütünün militan sayısı onbinlerin üzerine çıkarılmıştı yani silahlı PKK. Ve Türkiye milyarlarca dolar ekonomik kayba uğratılmıştı, Saddam’a uygulanan ambargo yüzünden.

Peki bu savaşta ABD’ye destek veren kimdi?

 Dönemin Cumhurbaşkanı Özal. ‘Bir koyup üç alacağız’ diyerek yola çıkan Özal ABD’yi desteklemiş ama nedense kaybeden taraf Türkiye olmuştu. Şimdi Amerika bunu dile getiriyor ve ‘keşke daha zamanlar Irak’ı parçalamış olsaydık diyerek hayıflanıyor. İşte planda yer alan o bölüm;

‘ABD ve koalisyon ortakları Bağdat’ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı görememişlerdir. Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üç küçük devlete bölünmeliydi. Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadık ve Iraklı Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladık. Ancak özgür bir halk oylaması gerçekleştirilecek olsaydı, hiç şüpheniz olmasın ki Irak Kürtlerinin neredeyse %100’ü bağımsız olmak için oy verirlerdi.’

ERDOĞAN BOP’U BİLMİYOR MU

Durum bu. Irak savaşından ders almayı bilmiş bir Amerika karşısında, aklımıza hemen şu soru geliyor; Turgut Özal ABD’nin bu savaşla Irak’ı parçalamak için yola çıktığını bilmiyor muydu?.. Aslında aynı mantık üzerinden giderek soruyu şöyle de sorabiliriz; Tıpkı Özal gibi, bu kez 2003 Körfez savaşında ABD’yi destekleyen Usta, bu işi altında BOP’un yattığını biliyor muydu?..

Bu sorular üzerinde fazla takılmayacağım çünkü nasıl olsa bu mesele bugün yaşadıklarımıza dayanacak, hepsini göreceğiz. Bu planda Türk-Amerikan ilişkilerini alt üst etmiş olması gereken en ağır itham ise Türkiye’nin kendi vatan toprağında ‘işgalci’ olarak nitelenmiş oluşudur. Gizli saklı değil, niyet okuma da değil, açık açık yazılmış. ‘Türkiye işgalcidir’ diyor, işte o bölüm;

‘Şiddetli askeri baskılara maruz kalan ve on yıllar boyunca ‘dağ Türkü’ olarak nitelendirilmek suretiyle kimlikleri yok edilmek istenen Türkiye Kürtleri de aynı şekilde oy verirlerdi. Ankara’nın önünde bulunan Kürt sorunu son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye’nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir’.

UGANDA OLSA BOP’A TEPKİ VERİRDİ

Hani demiştim ya Uganda olsa en azından bir nota çekerdi diye. Hatta Tanzanya dahi olsa. İşte bu yüzden. Hiçbir ülke Türkiye’yi kendi vatan topraklarında işgalci olarak nitelendiremez, bu diplomatik bir skandalın da ötesinde bir tehdittir! Ama gelin görün ki kimseden ses çıkmadı ve bu plan hala ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde duruyor. Üstelik BOP haritaları artık resmi toplantılarda duvarlara asılır oldu. Her şeyden önce emekli bir asker olarak bildiğimiz bir kural vardır; bir tehdide gözyummak, o tehditle işbirliği yapmak demektir. Dünyanın her yerinde bu böyledir.

Ve sonunda ABD, dün ‘Kürt koridoru’ ya da ‘terör koridoru’ ve bugün ise Usta’nın ‘barış koridoru’ olarak işaret ettiği Türkiye’nin güney hudutları boyunca uzanan proje için ağzındaki baklayı da çıkarıyor;

‘Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan’a katılmak isterlerdi. Ayrıca Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır. Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir. Ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur’.

Burada şifre; Fenike.
Bu Amerikalı ortaya çıkıp da Fenike dediği anda, BOP bir İsrail projesine dönüşüyor. Biliyorsunuz Fenike, İsrailoğulların üç bin yıl öncesinde yaşadığı toprakların eski adı; Vaat Edilmiş Topraklar...’

FIRAT’IN DOĞUSU GÜVENLİ BÖLGE, BOP’UN BİRPARÇASI

Belki burada güvenli bölge ile İsrail arasında kurduğum bağlantı sizi şaşırtabilir, ‘Fenike ile güvenli bölge ne alaka’ diyebilirsiniz ama iş öyle değil. Fenike penceresinden Irak ve Suriye’ye bakılırsa eğer, koridorun bir ucundaki Barzani zaten ABD yönetiminde, bu noktada sorun yok. Ama bu koridor Musul üzerinde Fırat’ın doğusuna açılıyor, oradan Akdeniz’e ulaşarak İsrail’in hayali olan Fenike’yi tamamlıyor. 

Yani güvenli bölge olmadan ve Fırat’ın doğusu bir bütün halinde Barzani’ye eklemlenmeden, Ustanın deyişiyle bu barış koridoru gerçekleşemiyor. Bunu gerçekleştirmek için hazırlıklar başladı. Bir yanda ABD bir yanda Türkiye şimdi bölgede devriye atıyor. Daha dün Usta, bu bölgede bağlı bahçeli, okulu camisi olan, hastanesi ve sanayi sitesi olan köy kent projesi yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Proje bedeli milyarlar…

İşin aslı bu proje 90’lı yıllarda terörden kaçan Kürt kardeşlerimizin normal yaşamlarına geri dönebilmeleri amacıyla rahmet Ecevit’in başlattığı ‘Köy-kent Projesi’ydi. Uygulayıcılar bu büyük projeyi işletemedi, yarım kaldı, şehirlerde zar zor kendilerine güvenli bir yer bulabilenler de geri dönmedi. Şimdi aynı proje yine gündemde ama bu kez Batı’nın desteğinde ve Kürtler için değil, Suriyeli sığınmacılar için. Çok açık anlaşılıyor ki Fırat’ın doğusunda devlet kuruluyor ve Türkiye’deki sığınmacılar arasından etnik kimliklerine belirlenecek olanların bu devlete temel oluşturması geri gönderilmeli planlanıyor ama hepsi değil belki yarısı. Yaşayıp göreceğiz…

RUSYA ARTIK DEVREDE, BOP’UN BİR PARÇASI OLDU

Konuyu şöyle bir toparlar isek, İsrail’in Yınon planını gördük; Filistinlileri Ürdün’e sürgün edip tüm Akdeniz kıyılarını ele geçirmek istiyor, başladı zaten. Rusya’yı gördük; Tartus ve Lazkiye limanlarıyla Akdeniz’de köprübaşı tutuyor hala orada. ABD’yi gördük; Fenike’yi yeniden hayata döndürebilmek için hem Rusya’yla işbirliği yapıyor hem de Erbil üzerinden koridorun diğer ucunu tutuyor Türkiye’ye karşı.

Yani?

Türkiye iki ucun arasında kalıyor ve şu anda Usta siyasetinin bir sonucu olarak kıskaca alınmış durumda.Tekrar BOP’a dönersek bu plojede bir ipucu daha var, o da bu sürecin hangi temelde işletileceğini açıklıyor. Bölgede ‘Etnik ve mezhepsel ayrıştırma yapılmalıdır’ diyor ve ekliyor;

‘Bu plan ile birlikte verilen haritalarda öngörülen sınırlar, Kürtler, Beluclar, Şii Araplar gibi en kayda değer ‘kandırılmış’ nüfus gruplarının maruz kaldığı yanlışları düzeltmeye çalışmakla birlikte Orta Doğu Hıristiyanları, Bahailer, İsmaililer, Nakşibendiler ve diğer birçok sayısal olarak küçük olan azınlıkları yeteri derecede temsil etmez. Ve unutulması güç bir yanlış, bölge ile ödüllendirmekle asla düzeltilemez: Ölmekte olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilere uygulanan soykırım.’

Amerikalının burada Nakşibendi Tarikatına vurgu yapıyor oluşu, ne ilginç değil mi?

Yani bir ucu Cübbeli Ahmet Hoca’ya giden diğer ucu Seyit Taha’ya giden tarikatın adı bu projede kendine yer bulmuş. Buna paralel olarak etnik kimliklere vurgu yapılması ve soykırım iddiasının BOP’a taşınmasıyla, işin içine artık Ermeniler de giriyor daha birçok küçük azınlıklar da. ABD daha ne desin, ‘Türkler soykırım yaptı’ diyor. Bu da bize Malta’ya sürgün edilen Fahreddin Paşa’yı hatırlatıyor, soykırımla suçlanıp İngilizler tarafından yargılanan Fahreddin Paşa’yı. Demek tarih yine tekerrür ediyor, önce İngilizler şimdi Amerika… Tabii bunu diyen bir zihniyetin işin devamını şöyle getireceği artık bir sır olmamalı, ‘Toprak talebi ve tazminat’. İşte bu BOP bu kadar açık.

ERDOĞAN BOP EŞ BAŞKANI OLDUĞUNU SÖYLEDİ

Peki hep aynı noktada yine Usta tarafından çeşitli dönemlerde söylenen ‘biz Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlarından biriyiz’ beyanatını şimdi bu resimde nereye koyacağız?

Bu doğruysa eğer, Türkiye’yi bölmeyi hedeflemiş bir projede ‘eşbaşkan olmak’ demek ‘düşmanla işbirliği’ anlamına gelebilir ki bunun hukuk dilinde karşılığı ‘vatana ihanet’ olmaz mı? Elbette olur ama Türkiye’de son dönemlerde yeni bir moda çıktı, ne söylerseniz söyleyin ‘var mı belgesi’ diye soruyorlar.

Kulakları çınlasın Osman Pamukoğlu Paşam dönemin Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’e ‘İran’a harekat yapılması gerek’ dediği zaman, o da sormuş ‘var mı belgesi’ diye. Pamukoğlu’nun cevabı belki abartılmış olabilir ama ana hatlarıyla şöyle; ’Duvara horoz resmini asmışsınız, altında bu bir horozdur diye yazmışsınız, olur mu böyle şey! Dünyanın her yerinde horoz horozdur.’ demiş yani gözün gördüğünün belgesi olur mu gibisinden. Şimdi Türkiye bu halde. Usta da halimiz böyle iken şimdi bize soruyor ‘var mı belgesi’ diye.

ERDOĞAN BOP BİR İNSANLIK PROJESİ DİYOR


Bu anlatacaklarım 13 Ocak 2009 tarihinde Meclis’te yaşanır. Usta partisinin grup toplantısında konuşurken muhalefetin "BOP eşbaşkanı’ eleştirilerine yanıt verir, şöyle ki;

‘Bu, aslında şu anda zaten doğmadan ölen bir proje durumuna düştü. Bunu kalkıp iki de bir, gerek ana muhalefeti gerek yavru muhalefeti, bu şekilde kullanıyor. Bunun bizi bağlayıcı yanı yok. Bu konuyla ilgili olarak bizi bağlayan, Tayyip Erdoğan'ın attığı bir imza yoktur. Bu sadece insani olarak bizim üstlendiğimiz görevdir.’

Yani Usta demiş ki ‘Bana BOP eşbaşkanı eşbakanı deyip duruyorsunuz ama var mı altında benim imzam olan bir belge’ demiş ve de eklemiş ‘bu sadece benim üstlendiğim insani bir vazifedir’.

MEDYA GERÇEKLERİ ÖRTÜLÜYOR


Bu açıklamalar Türkiye’de tartışıldı. Ama bugüne kadar hiçbir sonuca ulaşamadı. Çünkü Türkiye hala BOP’un nasıl işletildiğini göremiyor, göremediği için de Usta’nın dediği gibi ‘doğmadan ölmüş mü yoksa hala hayatta mı’ bilemiyor. Belki bu projeyi bir ’insani yardım’ olarak görenlerimizin sayısı da az değildir. Bunda elbet medyanın rolü büyük. Nasıl ki bu medya ‘Irak’a harekat yapılması şart diyen Yaşar Büyükanıt’ın bu vurgusunu ‘teröristler içeride mi yoksa dışarıda mı’ tartışmasına çekerek gözden kaçırmayı bilmiş ise…

Nasıl ki hep aynı medya yine Büyükanıt’ın ‘2003 Körfez Savaşında bu siyasetin ABD’ye verdiği destek Türkiye’ye pahalıya mal olmuştur. Irak kuzeyinde Kürt devleti kurulmaktadır’ şeklindeki uyarılarını ‘sözde değil özde bir cumhurbaşkanı istiyoruz’ sloganıyla toplumun dikkatine kaçırmayı becerebilmişse… İşte Usta’nın verdiği bu çelişkili cevap da medyada örtülendi, unutuldu gitti.

BOP SÜRECİ HALA İŞLİYOR

Oysaki ortada bir BOP var, işleyen bir süreç var. Bu sürecin düğüm noktası da Kürdistan ama hem Usta hem medya bunun gündem olmasını engellemeyi iyi biliyor, böylece toplumun gözünden kaçırabiliyor. Hatta Usta bir adım daha ileri giderek ‘evet bir görevimiz var ama bu insani bir görev’ diyerek işi örtülüyor. İşte sözleri;

‘BOP, Ortadoğu barışına yönelik olarak kurulmuştur. Bunun yanında ekonomik kalkınmaya yönelik olarak kurulmuştur. Oradaki kadın hakları ve eğitime yönelik ve oradaki eğitim özgürlüğünü daha yukarılara taşımak amacıyla kurulmuş ve atılmış bir adımdır. Burada Türkiye’ye de bir görev verildi ve biz bu görevi üstlendik.’

Aslında Prof. Dr. Nadim Macit’in desteğiyle ortaya koyduğumuz teo-stratejik siyasetin bir parçası bu. Memlekette 4,5 milyondan fazla sığınmacı var, milletin 45milyar dolar gibi yüksek bir kaynağı bunlara harcanmış. Dört bir yandan tepki var. Ama Usta ‘muhacir, mazlum, yardım, iyilik, merhamet’ gibi insancıl ifadelerle insancıl değerleri öne çıkarıyor ve asıl gerçeği örtülüyor. Ama hep diyorum bu coğrafyada hiçbir şey gizli kalamıyor.

BOP’UN İSRAİL ŞİFRESİ: FENİKE


Amerika ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nde geçen Kürdistan için şöyle diyor; ‘Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır’ . Yani dört parçalı Kürdistan… Devamı da şöyle geliyor; ‘Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur’. İlk bakışta göze çarpmıyor gibi olsa da Amerikalı Kürdistan’ın şifresi, özenle kurulduğu anlaşılan bu cümlenin satır arasında geçiyor, Fenike.

İSRAİL BOP’U YENİDEN DOĞUŞ OLARAK GÖRÜYOR

BOP kısa adıyla ifade edilen planda önce Irak’ın parçalanıp üç ayrılması ve kopan parçalardan birinin Akdeniz kıyılarına ulaştırılması öngörülmüş. Bu parçalardan birinin Lübnan’ın kıyı şeridi üzerinden Suriye istikametinde genişleyeceği ve nihayetinde tüm bu parçaların bir araya getirilerek Fenike’nin yeniden doğacağına işaret edilmiş. Hiç şüphe yok ki bu parça, Irak kuzeyi yani Usta’nın ifadesiyle ‘Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim’ olmalı. Bunu anlayabiliyoruz ancak durup dururken ‘Fenike’ demenin anlamı neydi ve bu ‘yeniden doğuş’la neyin mesajı verilmek isteniyordu kısacası bu Amerikalı ne demek istiyordu, asıl ona bakalım…
Bu Amerikalının ‘Fenike’ dediği yer Tevrat’ta geçen ‘Kenan’ diyarıdır. Kenan, bugün bildiğimiz Filistin ülkesinden başlayıp Akdeniz kıyıları boyunca uzanarak ta Hatay’a kadar gelen bölge. Tevrat’ta geçen vaat edilmiş topraklar burası... Milat’tan önce günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesinde, ünlü Hitit uygarlığının Anadolu’da hüküm sürdüğü yıllarda, İsrail’in Tanrısı günlerden bir gün Hz. İbrahim’e göklerden şöyle seslenir:

‘İbrahim. Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim.’

İSRAİL ORTADOĞU’DA TARİHİ YENİDEN YAPMAK İSTİYOR

İşin aslı, bu sınırları çizilen bölge sadece İsrailoğullarına değil, tüm insan aleminin istifadesine sunulmuş ‘Bereketli Topraklar’dır. Burası aynı zamanda İsrailoğullarının dünya tarihine çıkış noktası ve Mısır’da geçen 210 yıllık esaretten sonra Sina Çölünü geçip ilk yerleştiği topraklar, Kenan… Zamanla güçlendiler. Davut ve Süleyman öncülüğünde Büyük İsrail Krallığını kurdular. Sonra Roma işgaline uğrayınca, dağıldılar, dünyanın dört yanına göç ettiler. Ve bugün, ikinci büyük harp sonrası, İsrail adıyla yeniden bu topraklara geri döndüler .

BOP TEO-STRATEJİK BİR PROJE

İşte bu Amerikalının Kürdistan sınırlarını tanımlamak için kullandığı bu Fenike aslında İsrailoğullarının Milattan önceki coğrafyası. Bu plana göre Büyük İsrail’in yeniden doğuşu için Suriye ve Irak’ın parçalanması, Lübnan üzerinden Akdeniz kıyılarının ele geçirilmesi ve Barzani’nin Akdeniz’e uzanması gerekiyor.

Nihayetinde tüm parçalar birleşmesiyle Tevrat’ta geçen Fenike yeniden doğmuş oluyor. ‘Yahudi Kürdistan’ dedikleri işte bu. Hani Suriye’de PKK terör örgünün hedefleri sayılırken ‘Kürt Koridoru’ diye medyanın isimlendirdiği bir proje vardı ya, işte o da bu; ‘Bir ucu Akdeniz’de, bir ucu İran’da, diğer ucu Ermenistan’a dayanmış küresel siyasi bir proje. Dolayısıyla Usta’nın ‘İsrail destekli Kürdistan’ dediği yapının başta bir İsrail projesi gibi görülüyor olsa da, bu büyük resme bakıldığında Sevr’e dayandığı için İngiliz, BOP’a dayandığı için bir ABD projesi olduğu ve Tevrat’a dayandığı için de kutsal nitelik taşıyan küresel bir proje olduğunu söyleyebiliriz.

RUSLAR ARTIK OYUNDA

Rusların neredeyse kalıcı olarak Suriye’de yerleştiği düşünüldüğünde ise artık Rus desteği olmadan bu projenin işletilebilmesinin mümkün olamayacağı anlaşılıyor. Bu durumda tünelin bir ucu ABD-İsrail, diğer ucu Ruslar tarafından tutulmuş olduğu için Türkiye’nin bu üçlü arasında sıkışıp kaldığı da görülebiliyor. Bu da bize Birinci Dünya Savaşını hatırlatıyor. Bir uçta İngiliz diğer uçta Rusların Anadolu’yu işgalini hatırlatıyor. 1917 bolşevik ihtilali olmasaydı başımıza neler gelecekti, onu düşündürüyor.

FIRAT’IN DOĞUSU PROJENİN BİR PARÇASI

Şimdi bugün tartışılan Fırat’ın doğusu meselesi bu büyük resme eklendiğinde, PKK terör örgütünün siyasi misyonunu Barzani’ye devrettiği, buna karşılık bu örgütün Suriye toprakları Fırat’ın doğusunda silahlı misyon üstlenmiş olduğunu söylemek mümkün. Bu durumda Türkiye’ye karşı konumlanmış bu küresel projenin yine iki ayağı var. Yine biri silahlı biri siyasi ama artık sadece Irak kuzeyinde değil, şimdi hem Irak hem Suriye’de karşımıza çıkıyor.

Suriye’de yaşanan son gelişmelerin ışığında, bu sayılan ayaklara Barzani-PKK’yla birlikte Suriye ve Irak coğrafyasındaki Yezidiler, Nesturiler, 1915 Osmanlı tehciriyle giden Ermeniler, Süryaniler, Keldanilerin de eklenmesi gerekiyor. Çünkü hepsi aynı coğrafyada, üstelik hepsine de -Sevr işgal projesinin bir parçası olarak kendilerine ta yüzyıl öncesi- devlet sözü verilmiş olan etnik kimlikler. Rusya şimdilik resim vermiyor gibi görülse de zamanı geldiğinde onun da bu aile fotoğrafında yer alacağından hiç kuşku yok.

Bu bize neyi gösterir?

Bu bize projenin ilerleme kaydettiğini, PKK terör örgütünün silahlı misyonunun artık Fırat’ın doğusunda işletileceğini, Barzani’nin siyasi misyonunun ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da HDP teşkilatları üzerinden yayılacağını gösterir.

Bu noktada son yerel seçim öncesinde TRT’ye çıkarılan 74 askerimizin katili Osman Öcalan’a da siyasi bir misyon verilebilir, ‘barış kardeşlik’ diyerek HDP’nin yerine yeni bir parti kurabilir ya da mevcut teşkilatların başına geçebilir. Onca suç duyurularına rağmen bu terörist hakkında bir işlem yapılmayışın altında yatan neden belki de budur, kim bilir?

Erdal Sarızeybek
Kaynak: Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak/ Destek Yayınları, Ekim 2019

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ