Reklamlar
Anasayfa » Haber
21 Mayıs 2017 ( 5712 görüntülenme )

Gün gün... Olay Olay... İsim isim... AKP Nasıl İktidar Oldu?

Akıl almaz oyunlar...
Gün Gün, İsim İsim, Olay Olay… AKP NASIL İKTİDAR OLDU?
 
Her şey Bahçeli’nin erken seçim çağrısıyla başladı…
 
PKK örgütü başı Abdullah Öcalan 1999’da Türkiye’ye teslim edilmiş, yargılanması tamamlanarak hakkında idam cezası verilmişti. Bahçeli, idama ilişkin dosyanın Meclis’e getirilmesini ve onaylanmasını istiyordu.
 
Öte yanda AB ile katılım müzakereleri sürüyordu; AB yetkilileri ön koşul olarak ‘idamın kaldırılması, Kürtçe eğitim ve yayın serbestliğinin yasal düzenlemeyle çözülmesinde ısrar ediyordu ve Bahçeli buna karşıydı.
 
7 Temmuz 2001’de, Bursa/Keles’te düzenlenen 11’nci Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda Devlet Bahçeli kesin tavrını ortaya koydu; 1 Eylül’de Meclis’in olağanüstü toplanmasını ve 3 Kasım’da erken seçime gidilmesini istedi.
 
Bu noktada Bahçeli’nin tavrından anlaşılan, siyasi Kürt hareketine ivme kazandırması kuvvetle muhtemel AB’ye uyum düzenlemelerine siyasi ortak olmamaktı ve yine bu noktada Bahçeli haklıydı.
 
Ancak bu tavrın karşısında ortaya çıkacak sonuçlar Bahçeli’nin ısrarla erken seçime gidilmesi nedenleriyle uyuşmayacak; Meclis’teki MHP varlığına rağmen AB uyum yasalarının geçmesine engel olamayacaktı. 31 Temmuz’da erken seçim kararı alınırken, 3 Ağustos 2002’de Meclis’te AB uyum paketi görüşülecek ve Bahçeli’nin ‘hayır’ oyuna karşılık Meclis’te geçip yasalaşacaktı.
 
Peki öyleyse Bahçeli neden erken seçim istemişti? Öyle ya mesele, bu yasaların Meclis’ten geçmesini önlemek değil miydi?
 
Oysaki baştan beri AB uyum yasalarına, haklı olarak karşı olan Bahçeli 3 Kasım’da erken seçim çağrısı yapacağı yerde, Öcalan’ın idamını kaldıran bu yasa teklifi Meclis’e geldiğinde Meclis’te fiilen çekilip hükümeti düşürmüş ve bu yasanın geçmesini engellemiş olsaydı, belki durum çok daha farklı olabilecekti…
 
Bahçeli’nin böylesi bir siyasi tavrıyla MHP iktidara dahi gelebilecekti ama bu hiç olmayacak, yapılacak erken seçimde MHP barajı dahi aşamayacaktır…
 
DSP’nin parti içi sorunlarına gelince…

Bülent Ecevit parti içi sorunlarla da boğuşuyordu; ekonomik sorunlara bir çözüm bulacağı umuduyla ABD’den getirilen Kemal Derviş önce İsmail Cem’e Yeni Türkiye Partisi(YTP)’ni kurdurarak iktidardaki DSP’den kopmalara yol açmış, ardından CHP’ye geçerek hem DSP’yi hem de YTP’yi 3 Kasım’da yapılacak seçimlerde büyük bir zora düşürmüştü.
 
Gerçekten de 3 Kasım seçimi sonuçları DSP ve YTP’nin silindiğini gösterecek, erken seçime ülkeyi zorlayan MHP barajı aşamayacak ve bu çarpık siyasi tabloda AKP tek başına iktidar olacaktır .
 
Gittikçe sağlık durumu ağırlaşan Başbakan Bülent Ecevit, yaklaşan Yüksek Askeri Şura’da yeni komuta heyetinin oluşturulması meselesiyle de yüz yüzeydi; Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin bir yıl uzatılmasını istiyor, ancak Meclis’teki siyasi denklem ve koalisyon sorunları buna izin vermiyordu.
Sonuçta, bugün dahi adından sıkça bahsettiren Orgeneral Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanlığına atanacak, Orgeneral Ataç Yalman Kara Kuvvetleri Komutanı, Şener Eruygur ise Jandarma Genel Komutanlığına atanarak yeni komuta heyeti şekillendirilecektir.
 
Ecevit Hükümeti peş peşe dizilen bu sorunlarla aniden nasıl karşı karşıya gelmişti?
 
Tam böylesi bir süreçte, gazeteci Cengiz Çandar’ın Yeni Şafak Gazetesinde bir yıl önce dillendirmiş olduğu bir siyasi analiz gündeme damgasını vuruyordu.

Çandar’a göre ABD Ecevit’i istemiyordu.
Çandar bunu Ecevit’in ABD politikalarına körü körüne itaat etmeyişine bağlıyordu;

 ‘Tüm yazılarda Ecevit'in Saddam'a ve diğer Irak yöneticilerine 'sevecen', Amerika ve İngiltere'ye ilişkin olarak ise 'kuşkucu' bir dil kullandığı dikkatlerden kaçmıyor. Körfez Savaşı'ndan önce 'iktidarda olmadığı' için 'ilk defa üzüldüğünü' Saddam'a açıklayan Ecevit'e bir 'ilahi el' yardım etmiş olmalı. Irak'ta Saddam Hüseyin rejimini hedef alan bulutların Washington'da koyulaşmaya başladığı sırada Ecevit iktidarda. Tarih, Ecevit'e içinde ukde kalmaması için cömert davranmış olmalı.
 
Bu neyi ifade ediyor?

Bülent Ecevit, Türkiye'de Başbakan kaldığı sürece, Türkiye'nin Amerikalıların girişmek istediği Saddam Hüseyin’i devirme operasyonuna dahil olmasının pek zayıf bir ihtimal olduğuna…

Bir başka 'şey'e daha işaret ediyor:

Eğer, Afganistan'daki Taliban rejimine yönelik olarak başlatılan 'terörü ve terörist barındıran ve üreten rejimleri hedef alan 'kampanya'nın içine -her ne pahasına olursa olsun- Irak'ı alarak genişlemesi bir 'Amerikan politikası' halini alırsa; o gün geldiğinde Bülent Ecevit, Türkiye'de Başbakan olarak bırakılmayacaktır’ .
 
Cengiz Çandar böylesi kesin bir yargıda bulunma cüretini nereden almıştı?
Şimdi biraz geriye gidelim…

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Katar Emiri Halife El-Tani onuruna 25 Aralık 2001 günü verdiği yemekte Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu ile görüşmüştü.
 
Ecevit, ABD’nin Irak’a müdahalesi ve doğabilecek sonuçlarının ne olduğunu sorduğunda Kıvrıkoğlu’nun verdiği yanıt aynen şöyleydi ;
‘ABD’nin müdahalesi halinde Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti gündeme gelebilir. Böyle bir şeyi hazmedemeyiz. Türkiye buna kayıtsız kalamaz. Irak zaten fiilen üçe ayrılmış durumda. Irak’ın resmen üçe ayrılmasını Türkiye, Rusya, İran, Suriye, kısaca tüm Araplar kabullenemez. Arap topraklarında etnik başka bir ülkenin kurulmasını kimse hazmedemez’.
 
Yani Genelkurmay, ABD’nin Irak’a müdahalesiyle ortaya çıkması güçlü bir olasılık olan bir Kürt devletini Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak algılıyordu.
 
Öte yanda, ABD’ye giderken Fikret Bila’ya verdiği şu beyanattan Başbakan Ecevit’in de Kürt devleti fikrine sıcak bakmadığı anlaşılıyor;
Başkan Bush’a söyleyeceğim şu olacak; Irak işini çözersek büyük başarı olur. Ayrıca Kuzey Irak’ta Kürt devletini kabul edemeyeceğimizi, Türkmenlerin haklarını gözeteceğimizi, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ve müdahale halinde ulusal güvenlik ve çıkarlarımız doğrultusunda askeri açıdan da seyirci kalamayacağımızı ileteceğim.’  

Ecevit, 16 Ocak 2001 Başkan Bush’la görüşmeden önce de bu tavrını ABD Dışişleri Bakanı Grossman’a bildirmişti;
Irak parçalanmamalı. Bu Türkiye için çok olumsuz sonuçlar doğurur. Irak’taki çözülme bölgede büyük istikrarsızlığa sebep olur. Bu bakımdan Irak’ın toprak bütünlüğü çok önemli. Türkmenler ezilebilir. Güneyde Şiiler İran’ın etkisine girebilir.’ .

Yani Başbakan Ecevit, olası bir ABD harekatına destek vermeyecekti.
 
Çandar’ın, ‘ABD Ecevit’in başta olduğu bir Türk Hükümeti ile Irak’a savaş açamaz’, sözünün altında neyin yattığı artık anlaşılmıştı; Ecevit devrilecekti…
Peki nasıl?
 
Ecevit Hükümeti’nin devrilmesi sürecini bir yanda MHP liderli Bahçeli’nin amacı dışında yaptığı erken seçim çağrısı, öte yanda Kemal Derviş’in iktidarın temelini oluşturan DSP’yi parti içi sorunlara çekmesi tetikleyecektir.
 
Gerçekten de 3 Kasım’da erken seçime gidilecek ve tarihler 20 Mart 2003’ü gösterdiğinde ABD Saddam’a karşı harekete geçerken Ecevit başbakanlıktan düşmüş olacaktır.
 
Türk tarihi böylesi hassas bir süreçte ortaya çıkan erken seçim çağrısı ile kemal Derviş’in DSP’ye karşı almış olduğu pozisyonu elbet değerlendirecektir…
 
“ABD DEVREDE”
Türkiye’de koalisyon hükümeti böylesi sorunlarla baş başa iken, Irak krizi ile ilgili olarak 16 Temmuz 2001’de, ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Wolflwitz Türkiye’ye geldi.
Olası bir Irak savaşında ABD’nin Türkiye’den olası taleplerini ve Irak’ta izleyeceği siyaseti açıklıyordu.
 
ABD Başkanı Bush’un Ankara’ya verdiği sözler şuydu;
‘Askeri harekat yarım bırakılmayacak, ABD işi sonlandıracaktır.
Saddam ertesinde, ABD Irak’ta, Türkiye ve uluslar arası toplumla birlikte, Türkmenler dahil, azınlıklara saygılı, demokratik bir rejimin teşkilini sağlayacaktır. Türkmenlerin hakları korunacaktır.
 
Bir Kürt Devleti kurulmayacak, Kürtler ile bu konuda bir anlaşma yapılmayacaktır.
ABD, Irak için sadece birkaç muhalif partiyle değil bütün gruplarla konuşmaktadır. Kerkük ve Musul’a yönelik Kürt emellerinin gerçekleşmesine izin verilmeyecektir.
Kürt partileriyle Irak’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde işbirliği yapılacaktır.
Askeri harekât Türkiye için mülteci sorununa yol açmayacak şekilde planlanıp icra edilecektir.
 
ABD, Türkiye’nin uğrayacağı zararları tazmin etmeye çalışacaktır. Körfez Savaşı’nda bu gerektiği kadar yapılamamıştır. Türkiye, Irak’taki rejim değişikliğinden en çok yararlanacak ülkelerden biri olacaktır.
Kitle imha silahları konusunda en etkili bilgi değişimine hazır olacağız. Türkiye’yi Irak füzelerinden korumak için Patriot füzeleri konuşlandırmaya hazırız.’
 
Bu görüşme konuları, Temmuz 2002’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu’na getirildi ve Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin raporu görüşüldü.

Raporda neler yer almıştı, okuyalım:
‘ABD ile Türkiye arasında gizli görüşme kanallarının oluşturulması önerisi olumlu karşılanmıştır; bu kanalın oluşturulması Türkiye’ye bir yükümlülük getirmeyecektir; Türkiye’nin Irak’ın geleceğine ilişkin bilinen Kırmızı Çizgileri olası bir harekatta gözetilmeli ve Türkiye’nin çıkarlarının olumsuz etkilenmesi önlenmelidir; Saddam sonrasında yeni bir Irak’ın yapılandırılması çabasında, Türkiye ve ABD birlikte çalışmalıdır.’
 
Rapor üç hususu öneriyordu; ABD ile işbirliği yapılması, gizli iletişim kanallarının açılması ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarını tayin eden Kırmızı Çizgilerin korunması...
 
Kırmızı Çizgiler neydi?
 
Temmuz 2002’de, Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan yüksek seviyeli üç ayrı toplantı sonucu Türkiye’nin Kırmızı Çizgileri belirlenmiş, 14 Ağustos’ta resmi bir rapora dönüştürülmüştü. Başbakan Ecevit’in onayı ile işlerlik kazanan bu çizgiler şuydu;
 ‘Bağımsız bir Kürt Devleti’nin Kuzey Irak’ta ilan edilmesi; Musul ve Kerkük’ün Kürtlerin denetimine girmesi; Kürtlerin bağımsızlaşmasına yol açacak adem-i merkeziyetçi  yapıların ortaya çıkması; Türkmenlerin de Kürtler gibi Irak nüfusunun ana unsurlarından  biri olarak görülmediği adem-i merkeziyetçi yapılar kurulması; Meşruiyet zemini olmadan uluslar arası bir müdahale taraf olunması (Arap ülkelerinin tutumu burada belirleyici  olacaktır); ABD’nin bölgeye yönelik hazırlık ve hedeflerinin tam resmi görülmeden ve Türkiye açısından kabul edilebilir sonuç üzerinde mutabakata varılmadan müdahaleye taraf  olunması’.

ABD’nin Irak’a müdahalesi sonucunda her hangi bir şekilde bu Kırmızı Çizgilerin aşılması halinde Türkiye Irak’a müdahale edecekti, anlamı buydu…
 
MGK’da alınan ‘gizli kanal’ kararı üzerine, Ağustos ayı içerinde ABD’nin özel istihbarat ve harekat timleri(Northern Iraq Liason Elements Teams) Türkiye’ye gelecek, Türk özel kuvvetleriyle birleşerek Irak kuzeyine geçecek ve ilk önce de KDP ve KYB örgütleri ile temas kuracaklardır…
 
Ve Hükümet devriliyor…

5 Ekim’de, Çankaya Köşkü’nde önemli bir toplantı yapılıyordu…
Toplantıya Başbakan Ecevit, Dışişleri Bakanı Sina Gürel, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök katıldılar. Bu zirvede, son gelişmeler değerlendirildi ve ABD’nin müdahalesi beklenmeden Türkiye’nin Kuzey Irak’a bir kolorduyla girmesi kararlaştırıldı.
Kuzey Irak’ta zaten Türk askeri vardı. Bu kuvvet bir kolorduya çıkarılacak ve dünya kamuoyuna da yakın savaş tehlikesi gerekçe olarak gösterilecekti.

Sınıra bu amaçla yığınak yapıldı, erken seçim gerekçe gösterilerek bu kararın uygulanması yeni hükümete bırakıldı…  
15 Ekim’de işler aniden değişti; ABD o güne kadar ılımlı olarak yaklaştığı Türkiye’den kabul edilemez isteklerde bulunuyordu, şöyle ki;
 ‘80.000 ABD askerinin Türkiye’de konuşlanması; 250 ABD uçağının konuşlanması; Altı ana havaalanı(Batman, İncirlik, Diyarbakır, Afyon, Antalya ve Sabiha Gökçen ile sekiz yedek havaalanı(Muş, Balıkesir, Konya, Van, Erzurum, Erzincan, Çiğli..) ABD’nin yararına sokulması; Mersin, İskenderun, Samsun, Trabzon ve İzmir havalimanlarında tam kolaylık sağlanması; ABD’ye Türkiye’de harekat eğitimi için alan tahsisi edilmesi; ABD’ye ilk aşamada dört milyon galonluk akaryakıt desteği sağlanması; Irak’a yapılacak harekatta Türk Topraklarının Kullanılması.’

Ve süreç başladı…
 
3 Kasım; erken genel seçimi yapıldı; AKP %34’le birinci parti oldu, iktidara yerleşti.
CHP %19,5 ile ana muhalefet oldu, başta DSP ve MHP olmak üzere diğer partiler Meclis’e giremedi.
 
4 Aralık; ABD Savunma Bakan Yardımcı Wolfowitz AKP lideri Erdoğan, danışmanları Cüneyd Zapsu ve Egemen Bağış’la birlikte bir akşam yemeğinde bir araya geldi. Erdoğan, ABD işbirliği takvimi peçete üzerine yazarak Wolfowitz’e verdi; 15 Aralık’ta keşif çalışmaları başlayacaktı,  oysaki o tarihte Erdoğan milletvekili bile değildi…
 
10 Aralık; Erdoğan ABD’ye gitti. Başkan Bush ve Erdoğan’ın verdiği mesaj şuydu; ABD-Türkiye omuz omuza…
 
8 Ocak; Türk ve ABD heyetleri arasında mutabakat sağlandı; 150 kişilik ABD askeri heyeti havalimanlarında keşif yapmak üzere Türkiye’ye geldi.
 
31 Ocak; MGK toplandı. Irak’a müdahale ile ilgili olarak şu tavsiye kararını aldı;
‘Anayasamızın 92’nci maddesinin uluslar arası yasallık koşulunun gerçekleşmesine bağlı olarak, istenmeyen olası gelişmelere karşı, tümüyle Türkiye’nin ulusal çıkarlarını korumak üzere gerekli görülecek askeri önlemlere işlerlik kazandırılmasına yönelik kararların alınmasını sağlayacak adımların, bir takvim uyarınca hükümetçe alınması konusunda tavsiyede bulunulması kararlaştırılmıştır’ .
 
6 Şubat; Meclis’ten ilk tezkere geçti. Buna göre, Türkiye’de havalimanlarının modernizasyon çalışması yapması için ABD’ye izin verildi.
 
24 Şubat: Başbakan Gül, Bakanlar Kurulu’nu topladı. Irak’a harekatla ilgili ilk tezkere Meclis’e gönderildi.
 
28 Şubat; MGK toplandı. 31 Ocak’ta gerekli karar alınmış olduğunun, bu toplantıda Irak konusuna ilişkin bir görüş bildirilmedi.
 
1 Mart; TBMM’nde Irak’a harekat tezkeresi oylandı; 264 kabul, 250 red ve 19 çekimser oyla tezkere reddedildi .
Bu tezkerenin anlamı şuydu; Türkiye olası bir ABD-Irak savaşında ABD’yi desteklemeyecekti.
Ama bakınız sonrasında neler oldu…
 
"Akıl almaz oyunlar…"

9 Mart; Siirt Milletvekilliği seçimi iptal edildi; yeniden yapıldı ve Recep Tayyip Erdoğan, yeni yasal düzenlemelerden yararlanarak Siirt’ten milletvekili seçildi.
 
14 Mart; Başbakan Gül istifa etti, Tayyip Erdoğan Başbakan olarak atandı.
 
17 Mart; Başkan Bush Saddam Hüseyin ve oğullarına ülkeyi terk etmek için 48 saatlik süre tanıyan bir ültimatom verdi.
 
20 Mart; ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri “Irak’ı kitle imha silahlarından arındırmak, Saddam Hüseyin’in teröre verdiği desteği kesmek ve Irak halkını özgürleştirmek” gerekçeleriyle saldırıya geçti…
 
20 Mart; Başbakan Erdoğan Hükümeti güvenoyu aldı.
 
20 Mart; Erdoğan Hükümeti TBMM’ne ikinci bir tezkere sunarak, Türk Hava Sahasının ABD uçaklarına açılmasını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’a gönderilmesi için izin istedi.
Aynı gün yapılan oylama ile tezkere 332 oyla kabul edildi.
 
20 Mart; Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD’nin Irak operasyonunun siyasi bir hata olduğunu ve derhal durdurulması gerektiğini söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac , Irak savaşının gelecek için ciddi sonuçlar doğuracağını söyleyerek insani bir felaket yaşanmadan sona ermesini talep ederken; ABD yönetimi uluslar arası hukuku ihlal etmekle suçlayan Çin de, ABD’nin Irak’a karşı başlattığı saldırının derhal durdurulmasını istiyordu.
Almanya ise, ‘Irak’a karşı savaşın başladığı haberi federal hükümette derin endişe ve dehşet uyandırmıştır’ diyerek diplomatik bir dille rahatsızlığını gösteriyordu.
 
ABD-Irak savaşı 20 Mart sabahı saat 04.30’da başlamıştı, tezkere ise gün içerisinde geçmişti yani Meclis yetki vermeden AKP Hükümeti Türkiye’nin kapılarını ABD’ye açmıştı.
Bakalım sonrasında neler yaşanacaktır…
 
25 Mart; ABD Bush Yönetimi savaş bütçesine Türkiye için bir milyar dolar veya bunun karşılığında 8,5 milyar dolar kredi kullanma hükmü koydu.
 
9 Nisan; Bağdat düştü.
 
15 Nisan; KYB ve KDP militanları Kerkük ve Musul’a girdi.
 
4 Temmuz; Süleymaniye’deki Türk Özel Kuvvetleri mensubu 11 asker ABD askeri tarafından tutuklandı ve başlarına çuval geçirildi.
 
18 Temmuz; ABD Türkiye’den Irak’a asker göndermesini talep etti.
 
7 Ekim; Erdoğan Hükümeti ABD’nin talebine uygun olarak Meclis’e tezkere sundu; 358 kabul, 183 red ve 2 çekimser oyla Irak’a asker gönderilmesi kabul edildi.
 
7 Ekim; KDP lideri Barzani, Türk askeri Irak’a gelirse, merkezi yönetimden çekileceğini açıkladı.
 
7 Ekim; Dışişleri Bakanlığı, hükümetin Meclis’ten aldığı Irak’a asker gönderme yetkisini kullanmayacağını açıkladı.
 
6 Kasım; Cumhurbaşkanı Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile görüştü.
 
Bu arada Barzani ve Talabani boş durmamış, Musul ve Kerkük’ü yağmalamıştı;
‘ABD, Irak kuzeyindeki operasyonu Kürt guruplar KDP ve KYB ‘ye bağlı peşmergelerle işbirliği içinde yürüttü. Kürt guruplar ABD’nin en yakın müttefiki haline geldiler. Türkiye Kırmızı Çizgi ilan ettiği halde, Kerkük ve Musul’a girdiler... Peşmergeler bu iki
kenti nerdeyse yağmaladılar, nüfus kayıtlarının bazılarını imha edip, bazılarını götürdüler... Nitekim Kerkük fiilen Kürt gurupların yönetimine verildi ve kente Kürt Vali seçildi.’
 
Böylece Ecevit döneminde çizilmiş olan Kırmızı Çizgiler Barzani ve Talabani tarafından çiğnenmiş ama Erdoğan siyasetinin buna sesi çıkmamıştı.

Bu yetmedi; 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de görevli 1 Yüzbaşı, 2 Üsteğmen ve 8 astsubay, ABD’li askerler tarafından gözaltına alındı.
 
Bu da yetmedi; gözaltına alınan Türk askerinin başına çuval geçirildi, üstelik Barzani ve Talabani peşmergelerinin gözetimi altında.
 
Bunlar da yetmemiş gibi, başına çuval geçirilmiş Türk Askeri’nin resimleri çekilerek tüm dünyaya servis edilmişti; 4 Temmuz ABD’nin kuruluşu olan 1776’nın yıldönümüydü…
 
Erdoğan siyaseti bu olay karşısında ABD’ye nota verilip verilmeyeceğini soran gazetecilere; ‘bu müzik notası değil’ diyecek kadar gözü kör karasıydı…
 
Irak savaşına yol açan Irak’ın kitle imha silahlarına gelince, bu iddia hiç bir zaman kanıtlanamadı…

Erdal Sarızeybek
 
 


Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

BALKAN SAVAŞLARINDA ÖLDÜRÜLEN MİLYONLARCA TÜRK'ÜN HAZİN ÖYKÜSÜ Tarih: 7 Eylül 1992… Özal ve Bitlis Şemdinli’de… Lozan'a Karşı Çıkanların İŞTE SEVR PLANI... ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN MUHTEŞEM TARİHİ Terör Şemdinli'yi Neden İlk Hedef Aldı? İngiliz Casusu Lavrens'in Anadolu'da Kışkırttığı Tek İsyan: 1930 AĞRI ERMENİ İSYANI! Bugün Erdoğan'ın Suriye'de Yaptığını 26 Yıl Önce de Özal Irak'ta Yapmıştı... Şimdi Konu şu: Erdoğan Bilerek mi Söylemiş Yoksa Bilmeden mi...

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Atatürk'ün Büyük Projesi: SÜMERBANK