New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden davada Yargıç Richard Berman, Halkbank davasıyla ilgili ön duruşmanın 10 Şubat’ta görülmesine karar verdi.

‘ÇEŞİTLİ YAPTIRIMLAR GELEBİLİR’

Yargıç Berman Halkbank’ın 10 Şubat’ta New York’ta yapılacak duruşmaya katılmaması halinde, mahkeme kararlarına uymaması nedeniyle çeşitli yaptırımlarla karşılaşabileceğini ifade etti. Berman, savcılıktan da elindeki Halkbank ile ilgili kanıtları 3 Ocak tarihine kadar mahkemeye sunmasını istedi.

‘DAVAYA KATILMALI AKSİ HALDE…’

VOA Türkçe’ye Halkbank davasıyla ilgili gelişmeleri değerlendiren New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut, Halkbank’ın 10 Şubat’ta yapılacak duruşmaya mutlaka katılması gerektiğini belirterek, aksi halde mahkemenin gıyabında verebileceği farklı yaptırım ve cezalarla karşı karşıya kalabileceğini belirtti.

‘DOLAYLI YOLLARDAN HEPSİ MÜDAHİL’

Halkbank davasıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu birçok üçüncü şahsın Rıza Sarraf, Hakan Atilla ve Halkbank davasıyla ilgili devreye sokulduğunu belirtmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in yanı sıra eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, eski ABD Başsavcısı Loretta Lynch, ABD Maliye Bakanı Steven Mnuchin, eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, eski New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, eski ABD Adalet Bakanı Michael B. Mukasey’in dolaylı yollardan davaya müdahil olduğunu kaydetmişti(ABD).

Haber işte böyle…
Halk Bankası üzerinde Türkiye’ye baskı yapıldığı hatta şantaj yapıldığı ortada.
Peki ABD nasıl becerdi bu işi?

Emekli Albay Erdal Sarızeybek son yazdığı ‘Usta’nın Göremediği SiyasiTuzak’ kitapta hem Halak Bankası hem de Fetö’nün siyasi ayağını belgeleriyle açıkladı. Kod Ergenekon kumpasından, 17/25 Aralık operasyonlarını, ardından 15 Temmuz’u masaya yatıran Sarızeybek tüm bilinmeyenleri masaya serdi. Halk Bankası ve 17/25 operasyonlarıyla ilgili kısım şöyle;

HALK BANKASI DAVASININ PERDE ARKASI
17/25 yolsuzluk operasyonu olarak ve temelinde İran’a karşı yaptırımlarının delinmesiyle ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının yeraldığı bu vaka tek başına bir iş değil, aksine birbirine bağlı zincirleme giden bir olaylar zinciridir.

15 TEMMUZ’U TETİKLEYEN 17/25 OPERASYONUDUR

Son on yılda yaşanan üç darbe arasına koyulduğunda ise ortaya çıkan resim şuydu; Türk Ordusuna karşı 2007’de başlatılan kod Ergenekon kumpasının yedi yıl sürmüş. Arada 17/25’in ortaya çıkmış. Nihayetinde bu süreç 15 Temmuz kalkışmasıyla son bulmuştu. Resim böyle olunca bu işlerin düğüm noktasının ‘17/25’ olduğu açık. Çünkü öncesi Türk Ordusunu hedef alan Kod Ergenekon kumpasına gidiyor, sonrası da 15 Temmuz’a dayanıyor. Bu düğüm çözülebilirse eğer bugün toplum hafızasında hala cevap bulamamış soruların aydınlatılabilmesi mümkün olabilir.

USTA’NIN NEDEN HABERİ OLAMADI

Yaşanılan olayların ışığında ilk göz çarpan, Usta’nın bu komplo hazırlığından hiç haberinin olmayışıdır. Bihaber diyorum, doğrudur. Çünkü MİT operasyonu sonrası yaptığı şu açıklamada bu gerçeği görebiliyoruz;
‘Savcı, benim iznim, Adalet Bakanlığı'nın haberi olmadan böyle bir müdahalenin içine giremez. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın ne getirip ne götürdüğüne bakamaz. Bu, paralel yapılanmanın diğer bir versiyonudur. Kısa bir zaman önce atılan adımın devamıdır’

DEVLET MEKANİZMASI NASIL KİLİTLENDİ
Aynı pencereden bakıldığında, Devletin istihbarat mekanizmasının da bir şekilde çalıştırılmamış olduğunu görebiliyoruz. Çünkü Usta’nın ‘sır küpüm’ olarak sıfatlandırdığı Hakan Fidan’ın haberi olsaydı, Usta kendine karşı bu operasyona izin -hiç şüphe yok ki- izin vermeyecekti.

USTA NEDEN FEHMİ KORU’YU GÜLEN’E GÖNDERDİ
İkinci olarak dikkatimizi çeken husus, Usta’nın olaylar karşısındaki şaşkınlığıdır. Öylesi bir şaşkınlık yaşanmıştır ki, meselenin küresel boyutu hiç akla getirilmeksizin Gülen’le bu iş çözülür düşüncesiyle alelacele Fehmi Koru görevlendirilebilmiştir.

DEVLETİMİZ İYİ YÖNETİLEMEDİ
Son olarak altı çizilmesi gereken husus ise, başlangıçta Usta ve yakın çevresini hedef almakla kişisel görüntü veren bu operasyonun, işin içine Türk Ordusu, Barzani, İran, Suriye, güvenli bölge ve sığınmacılar girdiğinde, artık Türkiye’nin bir ulusal güvenlik sorunu haline dönüşmüş olduğudur.

17/25’TE İŞİN ASLI NE OLDU?
Türk Ordusuna kod Ergenekon deyip kumpas kuranlar yani Fetö’nün tavan katındakiler bu kez Usta ve yakın çevresine kumpas kurdu. Meselenin özü bu!

Yolsuzluk yok muydu?
Elbette ki vardı. Burada Zarrab eliyle döndürülen milyar dolarlar söz konusu. Reza Zarrab zaten kendisi bir başına yolsuzluğun sembol ismi. Ancak burada konumuz yolsuzluk ve boyutları olmadığı için daha ötesine geçmiyoruz.

İRAN YAPTIRIMI, YOLSUZLUK VE MİT’İN SEVKİYATI

17/25 operasyonlarının nedeni de açık. Daha geçenlerde tahliye edilip serbest bırakılan ve Türkiye’ye dönüşünde bizzat Damat Bakan Albayrak tarafından havalimanında ‘Hoş geldin kardeşim’ diyerek karşılanan Hakan Atilla/ Halkbank Davasına bakın. Orada her şey açık. Mesele, ABD’nin İran’a karşı koyduğu yatırımların Rıza Zarrab ve Halk Bankası aracılığıyla delinmiş olması. ABD zaten bu yaptırımları kendisi için koymamıştı ki, İsrail’i koruyabilmek adına bu işe soyunmuştu. İran’ın nükleer silah üretim faaliyetlerini engellemek istiyordu.

ERDOĞAN ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE KISKAÇ’

Bu davalar üzerinden Türkiye, iç ve dış politikada pazarlık masasına oturtulmaya zorlandı hala zorlanıyor. Türkiye’nin özellikle İran, Irak ve Suriye politikalarında tam bağımlı hale getirilmek isteniyor. Tabii burada bu üç ülkenin adı geçince hemen akla ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ geliyor. Ermenistan, Kürdistan ve Büyük İsrail projeleri öne çıkıyor. Anahtar Türkiye’de olunca 17/25’in boşa yapılmadığı ortaya çıkıyor. Bu durumda nereden bakılırsa bakılsın Usta, ABD ve İsrail tarafından kıskaca alınmış durumda.

‘KRİPTO HÜCRELER ABD-İSRAİL KONTROLÜNDE’

Belki hepsinden öte... Türkiye bu operasyonla, başta Usta’nın yakın çevresi olmak üzere -danışmanları gibi- devletin her kademesinin casus Kripto hücrelerle örümcek ağı gibi sarılmış olduğunu gördü. Eğer ki siz savcı Zekeriya Öz’ün başında bulunduğu bu hücreyi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı, ardından Cumhurbaşkanı olan Usta’ya karşı üstelik Türkiye’nin içinde harekete geçirebiliyorsanız, bu Fetö hücrelerinin harekat komutası sizde demektir. Bu kadar açık ve net!

‘’TÜRKİYE’DE KRİPTO ŞEBEKELER’

Peki bir devlet memuru olan başta Zekeriya Öz ve şürekası hangi motifle yaptı bunu? Para için mi, makam mevki için mi, cemaatin Müslüman inançları adına mı, ne için? Müslüman bildiğimiz bu yapı hangi motifle Müslüman aleminin lideri olduğu söylenen Usta’ya karşı harekete geçirilebildi? Parayla olmaz bu iş, makam mevki için de olmaz, Müslümanlık adına da olmaz. Dolayısıyla tüm bunlar Fetö’nün kripto hücreleri üzerinde ABD ve İsrail’in tam bir kontrolü bulunduğunu bize gösteriyor.

‘DEVLETİN NEDEN HABERİ OLMADI’

Belli ki 17/25 operasyonundan Usta’nın hiç haberi olmamış. Olmamış çünkü basına yansıyan ‘paraları sıfırla’ konuşmaları dikkate alındığında ortadaki şaşkınlığı görebiliyoruz. Apar topar Fehmi Koru’nun Gülen’e gönderilişinden anlayabiliyoruz. Haberi olmuş olsaydı, kendisine karşı bu operasyona izin verir miydi ki? Bu durum aynı zamanda bu hücrelerin varlığından devlet yönetim ve güvenlik mekanizmasının haberdar olmadığını da açığa çıkarıyor.

PEKİ, USTA’NIN 17/25 OPERASYONUNDAN HABERİNİN OLMAYIŞI DEVLET YÖNETİMİ AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

Hakan Fidan’ı biliyorsunuz… 2010 yılından günümüze Milli İstihbaratın başında. Üstelik Usta’nın deyişiyle ‘sır küpü’. Eğer ki Usta’nın 17/25’ten haberi yoksa, Fidan’ın da haberi yok anlamına geliyor bu. Haberi olsaydı uyarmaz mıydı ki? Koca devlet güvenlik mekanizmasına rağmen bu hücreler Usta’ya karşı bu operasyonu gizlice planlamış hem de uzun sürdüğü anlaşılan bir araştırma ve takip sonucunda icra etmeyi de bilmiştir.

‘DEVLET YÖNETİMİNDE BÜYÜK ZAAF’

Şimdi bunları alt altta koyduğumuzda ortaya çıkan resim bize, 17/25 operasyonunu yapan çetenin tamamının ABD-İsrail’e bağlı bir casus şebekesi olduğunu gösteriyor. Bu gözardı edilemeyecek apayrı bir devlet yönetimi, güvenlik ve istihbarat açığıdır. Böylesi bir siyasi komplonun hedefine düşmekle Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyamayan bir devlet adamının hem siyasi hem de hukuki sorumluluğunun olması gerekiyordu ama bu hiç gündeme gelmedi hala da gündemde değil.

‘YOLSUZLUK TEMELİNDE BİR DIŞ OPERASYON’

“Türkiye -ne yazık ki- 17/25 operasyonlarının bu anlattığım perde arkasını göremedi daha doğrusu toplumun görmesine izin verilmedi. Muhalefet olaylara sadece ‘yolsuzluk’ üzerinden baktı. Zarrab’ın milyar dolarlarla ifade edilen ve siyasi iktidarın yakın çevresini de içine alan yolsuzluklar üzerinden perdeyi açtı ama bu operasyonlara karşı Türkiye Cumhuriyeti devlet yönetimi ve güvenlik mekanizmasının nasıl zaafa düşürülmüş olduğunu gündeme taşıyamadı. Kamuoyunun dikkatini bu noktaya çekmeyi bilemedi. “

‘GERÇEKLER ÖRTÜLENDİ’

Bunu fırsat bilen Usta da ‘bu hükümete karşı iç ve dış odaklı darbedir’ diyerek meseleyi Fetö’yle mücadele odağına yerleştirdi. Böylece Zarrab’ın kaçak yalısına, ünlü sanatçı Ebru Gündeş’le evliliğine, hediye olduğu söylenen yüzbinlerce liralık kol saatine kilitlenen toplumun, bu dış kaynaklı operasyonun icra ediliş şekliyle Türkiye açısından ne anlama geldiğini görmesi örtülendi.

‘KRİPTO HÜCRELER, ABİLER ABLALAR PİYASADA YOK’

“Devlet yönetiminde ortaya çıkan bu zafiyetler bir yana, bugün olaylara ‘varlık ve beka’ açısından bakıldığında ise bugün Türkiye’nin Fetö’ye karşı mücadelede bütün enerjisini medyada dile düştüğü gibi çaycı baklavacı börekçiye ya da emekli memur işçiye yönlendirdiği görülüyor. Halbuki Türkiye ibadet temelindeki zeminden değil, en üst kata oturmuş ve devletin tepe kadrolarına sızmış olan bu kripto hücrelerin açığa çıkarılması için çoktan yola çıkmış olması lazımdı.”

‘NE İŞ BU İŞ’

Ama nedense süreç öyle gitmedi hala gitmiyor. Elbette bir mücadele yapılıyor, yargı yeniden dizayn ediliyor, açığa çıkmış F Tipi kadrolar temizleniyor, şirketlere el konuluyor, okullar, dershaneler, yurtlar, pansiyonlar el değiştiriyor ama tüm yapılanlar 15 Temmuz’da aynı Fetö’nün bir darbeye daha kalkışmasına engel olamıyor. Bu durumda insan aklı ister istemez ‘ne iş bu iş’ diye sormaktan kendini alamıyor…

Peki devlet gücünü kullanarak uluslararası soruna yolaçan ve bu nedenle de küresel güçlerin hedefine düşen bir devlet adamı artık görevde kalabilir miydi?

Erdal Sarızeybek

Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak/ Destek Yayınları, Ekim 2019

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ