Ana Sayfa
08 Aralık 2016 ( 245 izlenme )

İSRAİL SİYASETİNDE MACHPELAH/EL HALİL'İN ÖNEMİ NEDİR?

Farklı İnanç Toplumlarında Kutsal Sayılan Mekanlar Gelecekte Bir Çatışmaya Yolaçabilir mi?

 Kutsalların Çatışması/ Hebron


Kudüs’ün güneyinde, yaklaşık 35 kilometre ötesinde bir kent yer alır, adı El Halil’dir.


Filistin toprağıdır ve nüfusu 150 bini aşkındır. Bu kentte Filistinli Arapların yanı sıra az sayıda Yahudi de vardır. El Halil, tarih boyunca birçok imparatorluk ve devletin egemenliği altına girmiş, 1517 yılında Osmanlı tarafından fethedilmiş ve nihayetinde, Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedilmesinin ardından İngilizler egemen olmuştur. 

Manda Yönetimi altında bölgeye Yahudi göçleri teşvik edilmiş, ama bu durum Yahudi aleyhtarlığına yol açmış ve sonuçta, Müslümanlar tarafından 1929 yılında gerçekleştirilen saldırılarda 63 Yahudi öldürülmüştür. Olay sonrasında yaklaşık 1.500 Yahudi Kudüs’e tahliye edilmiştir. 

El Halil, 1948 Arap-İsrail Savaşının ardından Ürdün’ün kontrolü altına girmiştir. Süregelen Arap-İsrail savaşları sonunda, 08 Haziran 1967 tarihinde, bu kez İsrail tarafından işgal edilmiştir. Bir yıl sonra ise Yahudi göçü tekrar başlatılmış ve bu yerleşimciler El-Halil’in doğusundaki Kiryat Arba’ya yerleştirilmiştir. Bugün Kiryat Arba’nın nüfusu 6.000 civarındadır.

İsrail işgali sonrasında da bu kentte olaylar durulmamıştır. 05 Şubat 1994 günü Cuma sabah namazı sırasında, İbrahim Camii’ne giren bir Yahudi, ibadet eden Müslümanların üzerine ateş açmış ve 29 kişinin ölümüne, 300 kişinin de yaralanmasına neden olmuştur. 

Eylemci Yahudi daha sonra Müslüman halk tarafından öldürülmüştür. Bu çatışmaları durdurmak üzere İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında barış görüşmeleri yapılmış ve 28 Eylül 1995 tarihinde imzalanan ‘Batı Şeria ve Gazze Geçici Mutabakatı’ gereğince şehir, Filistin ve İsrail bölgesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 

Ancak günümüzde, asayiş ve kamu düzeninin sağlanması için iki bölgeli bir anlaşmaya varılmış olmasına karşın, İsrail kentin her iki bölgesinde devriye gezmekte, kendi inisiyatifinde arama ve kontroller yapmaktadır. Yahudi bölgesine Filistinlilerin giriş ve çıkışı da İsrail’in kontrolü altındadır. İsrail,  Filistin Polis Gücü’nün silah taşımamasını ve hatta kentin belli bölgelerinden çekilmesini talep etmektedir. Antik çağların en eski yerleşim yerlerinden biri olan El Halil’in günümüzdeki durumu budur[1].

İsrail’in kente müdahalesi bununla da sınırlı kalmamış, 21 Şubat 2010’da, bu kenti ‘Ulusal Miras’ listesine dahil ederek tek taraflı korumaya almıştır. Konuyu araştıran Gazeteci Mesut Çevikalp, bu bölgede görev yapmış Emekli Büyükelçi Dr. Ercan Özer’i bularak ‘Neden’ diye sormuştur:

-       “…El Halil şehri ismini ev sahipliği yaptığı Hazreti İbrahim Halilullah’tan alıyor. Şehrin İbranice ismi Hebron da zaten, ‘Dostun Evi’ demek. Ama şehir yıllardır dostluğu, İbrahimî hoşgörüyü unutmuş. Ayrıca bir İbrahim şehri olan Şanlıurfa’daki barış ortamı El Halil’de neden yok? 

Sebep, Urfa’da yaşayanların ‘Bu şehir hepimizin’ derken, El Halil’i işgal edenlerin ‘Bu şehir benim ulusal mirasım!’ demesi olabilir mi? İsrail, 21 Şubat 2010’da El Halil’deki Halilurrahman Camii ve altındaki Atababalar Mağarası’nı ulusal mirasının parçası ilan etti. 16 yıl önce de, yine bir şubat günü Baruch Goldstein adındaki bir fanatik Yahudi, o zaman tamamı Müslümanların elinde olan camiye girmiş ve sabah namazını kılan ellinin üzerinde insanı katletmişti...”

Büyükelçi Özer İsrail’in bu tavrını ‘kentin kutsallığına’ bağlayarak açıklamıştır:

“…Geçmişi milattan önce (MÖ) 2000’li yıllara kadar uzanan El Halil, Kudüs’ten sonra Filistin’in ikinci kutsal kenti. İbrahim Camii Museviler için yeryüzünün ikinci, Müslümanlar içinse dördüncü kutsal mekânı olarak kabul görüyor. ‘Tanrı’nın dostu’ anlamıyla El Halil’in Türkiye için dinî olduğu kadar tarihî önemi de bulunuyor. 

Hz. İbrahim’in yaşamı Şanlıurfa’dan El Halil’e uzanan kutsal bir bağın olduğunu gösterir. Müslüman ve Musevilerin ortak peygamberi Hz. İbrahim, ‘Peygamberler Şehri’ Şanlıurfa’da doğmuş ve yaşamış, MÖ. 1900 yıllarında da Filistin’e göçmüş ve son durağı El Halil şehri olmuş. Mezarı da El Halil Camii’nin altında. Hz. İbrahim’in yanı sıra oğulları İshak ve Yakup ve eşleri yatıyor bu mekânda. 

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de Mekke’den Kudüs’e yapmış olduğu gece yolculuğu sırasında bu kutsal mekânı ziyaret ettiğine inanılıyor. Filistin’de göreve başladığımda misyonumuzdaki çalışanlarımla birlikte ilk ziyaret ettiğim yerlerden biri bu camiydi. El Halil’e verdiğimiz önem 6 Ekim 2007’de Şanlıurfa ile El Halil arasında kardeş şehir ilişkisinin El Halil Belediye Meclisi’nde onaylanmasıyla da perçinlenmiştir[1]…”

Günümüzde sadece El Halil kenti değil, Halilurrahman Camii de ikiye bölünmüş durumdadır. Caminin Müslüman ve Yahudi ibadetine açılan iki bölümü vardır, ancak her ikisi de İsrail’in kontrolündedir. Müslümanlarca kutsal olan bir caminin Yahudilerce ‘ulusal miras’ listesine alınması ve bölgede yeni Yahudi yerleşkelerinin kurulması konunun üzerinde durulması gereken bir başka yönüdür. 

 El Halil’deki mesele tamamen kutsallık üzerine kurgulanmıştır. Bu kenti uluslararası platforma taşıyan ve çok uluslu bir güç tarafından korunmasına yol açan olayların altında yatan temel neden; kentin Müslümanlarca kutsallığıdır. Çünkü Müslümanların atası olan Hazreti İbrahim’in türbesi El Halil Camii’ndedir. Oğlu Hz. İshak ve torunları Hz. Yakup ile Hz. Yusuf’un kabirlerinin de burada olduğuna inanılmaktadır.  

İsrail’in bu kente ilgisine gelince, mesele yine aynıdır, söz konusu olan yine kutsallıktır. Çünkü bu kent Yahudilerce de kutsaldır; en başta  Abraham, Jacop ve İsaac Yahudi’dir, onların eşleri de aynıdır. Kabirleri Hebron’dadır ve Hebron Yahudiler için ilk kutsal topraktır, bu gerçeği bilmeyen El Halil’i hiç bilmez, mesele işte budur.

Çoğumuz Yahudileri 1948’de İsrail kuruluncaya değin, topraksız ve vatansız bir millet olarak hatırlarız ama bu doğru değildir, tıpkı İsrailoğulları’nın Mısır esaretinde fakir, ama gerçekte zengin oldukları konusunda yanılmamız gibi. Çünkü ve belki de yeryüzünde ilk toprak sahibi olan İsrailoğulları’dır. 

Bu toprak sahipliği antik levhalarda değil, MÖ. 4000’li yıllarda yaşandığı ileri sürülen ve bu yaşamı kutsala geçmiş Tevrat’ta açıklanmaktadır. Bu bir sözlü bir satış anlaşmasıdır ve tanıkları vardır. Satın alınan toprağın adı Macpelah’tır, Türkçesi ile ‘Atababalar Mağarası’ ve Hebron’dadır. 

Hebron, Yahudi tarihçiler için önemlidir ve bu önem yazdılkları kitaplara yansımıştır: Hebron, eski Kudüs’ün yaklaşık 30 kilometre güneyinde, Filistin ya da Juda dağlarının 4.500 metre yüksekliğinde yer alan antik bir kentin adıdır. Orada, Machpelah mağarasında başta Abraham olmak üzere peygamberlerin/patriklerin mezarları bulunmaktadır. 

Eski geleneğe göre değerli antik kabirlerden birinde, Yahudi dininin kurucusu ve Yahudi ırkının atası olan Abraham yatmaktadır. Yanındaki mezar eşi Sara’ya aittir. Binanın içinde, oğlu İsaac ile eşi Rebecca’nın ikiz mezarları da yer almaktadır. İç avlunun karşı tarafında, Abraham’ın torunu Jacop ve eşi Seah’ın ikiz mezarları ile binanın tam dışında, oğulları Yasef’in mezarları bulunmaktadır.

Hebron/El Halil

Tarihçilere göre Yahudilerin 4000 yıllık tarihi, belki de, zaman ve mekan olarak bu yörede başlamıştır. Hebron’un kutsallığı sadece patrik mezarlarının orada bulunmuş olmasından değil, aynı zamanda Yahudi tarihinin bazı ünlü Kral/peygamberlerinin de yaşamını burada geçirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. 

Yahuda Kralı David’in Hebron’a gidişi bir Tanrı buyruğudur ve yedi yıl orada Krallık yapmıştır. Kral David’in altı çocuğu Hebron’da doğmuştur; Amnon, Kilav, Avşalom, Adoniya, Şefatya ve Yitream[2]. Hebron tüm bu özellikleri yanında, Sina çölünden çıkan İsrailoğullarının vaat edilmiş topraklar da araştırma yapmak ve bölgede yaşayan halklar hakkında bilgi edinmek(casusluk) için Filistin/Kenan topraklarında ilk uğradıkları yerdir[3].

Yahudi tarihi üzerine araştırma yapan uzmanlar bu kente ayrı bir önem vermektedir, Kudüs’ün ötesinde bir önem: Hebron; 4000 yıllık Yahudi tarihinin çıkış noktası, muhteşem ve saygın bir güzelliğe sahiptir. Çoğunlukla eski toprakların huzurlu ve sessiz atmosferini telkin etmekle birlikte, taşları bitmek bilmeyen dini ve siyasi kavgaların sessiz tanıklarıdır. 

Yıllar boyunca sırasıyla İbrani türbesi, sinagog, Bizans kilisesi, cami, haçlı kilisesi ve sonra tekrar cami olarak değişime uğramıştır. Büyük Herod bu yapıyı, hala ayakta kalan 12 metre yüksekliğinde, bazıları yedi metre uzunluğunda, yekpare, yontulmuş taştan muhteşem bir duvarla çevrelemiştir. Saladin/Selahattin Eyyubi türbeyi bir minberle süslemiştir. 

Hebron, aynı zamanda, Yahudilerin uzun ve trajik tarihleri boyunca, tarihselliklerine karşı eşsiz bir azimle nasıl direndiklerinin bir göstergesidir. Yahuda krallığının ilk başkenti Hebron’dur, sonradan Kudüs’e taşınmıştır. Kral David önce Yudah/Yahuda Kralı olarak burada taç giymiş ve sonra da bütün İsrail’in Kralı olmuştur[4].

Jerusalem/Eski Kudüs düşünce Yahudiler kovulur ve oraya Edom yerleşir. Önce Yunanistan, sonra da Roma tarafından fethedilir, din değişikliklerine uğrar, asi Yahudi partizanlar tarafından yağma edilir, Romalılar tarafından yakılır ve sıra ile Araplar, Frenkler ve Memluklar tarafından işgal edilir. 

Yahudiler Tanrı vaadi topraklarda,1660’larda, sahte Mesih Shabbetaı Zevi(Sabetay Sevi)’yi, 18. Yüzyılda ilk Hıristiyan hacılarını, yüzyıl sonra laik Yahudi göçmenlerini ve 1918’te de İngiliz fatihlerini karşılar. Hiçbir zaman fazla kalabalık olmayan Yahudi toplumu 1929’da Arapların saldırısına uğrar. 1936’daki ikinci saldırı ise adeta onları yok ederler. 

Altı günlük savaşta, 1967’de, İsrail askerleri Hebron’a girince, en az bir nesilden beri orada bir tek Yahudi’nin dahi yaşamadığını görürler. 1970’lerde yeniden mütevazı bir yaşam düzeni kurulur, hala duydukları büyük korkuya ve belirsizliğe rağmen yerleşim düzenleri gelişir[5].      

Dolayısıyla bugün Hebron’u ziyaret eden bir tarihçi gayrı ihtiyari kendi kendine ‘bir zamanlar burada olan bütün toplumlar acaba nerede’ diye sormaktadır. ‘Kenanlılar nerede? Edomitler nerede? Tarihi Helenler ile Bizanslılar, Frenkler, Memluklar, Osmanlı nerede?’ Hepsi geri dönüşü olmayan bir zaman tünelinden geçerek buharlaşıp kayboldular. 

Onlar kayboldu ama Yahudiler hala Hebron’dadır ve Yahudi azminin 4000 yıllık tanığı olduğunu olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda Hebron, Yahudi toplumunun toprak mülkiyetine ve işgaline karşı çelişkili duygularını da yansıtmaktadır. Bugüne kadar hiçbir ırkın, dünyanın hiçbir köşesine karşı böylesine bir bağlılık gösterdiği görülmemiştir. 

Keza hiçbir ırkta bu kadar azimli bir göç dürtüsü ile bulunduğu yerden köklerini söküp başka yere yeniden dikme cesareti de görülmüş şey değildir. Tuhaf olan şu ki, tarihlerinin yüzde yetmiş beşine eşit bir süreden beri Yahudilerin büyük çoğunluğu ‘vatanımız’ dedikleri bu ülkenin dışında yaşamış ve halen de yaşamaya devam etmektedir.

 Antik Hebron Kenti                                         

Önemli tarihçilerden biri olan Paul Johnson’un Yahudi Tarihi adlı kitabı işte bu satırlarla başlar ve şu sözlerle devam eder: “…Hebron Yahudilerin resmen sahip oldukları ilk topraktır. Yaratılış Kitabı’nın (Book of Genesis)[6] 23. bölümünde İbrahim’in ölen eşi Sarah için, daha sonra da kendisinin gömülmesi için Machpelah Mağarasını nasıl satın aldığı anlatılmaktadır. 

Bu bölüm, aynı zamanda İncil’de geçer ve bütün bölümlerin en önemlilerinden biridir. Yahudi geleneklerinin en eski ve sadakatle sürdürdükleri geleneklerinden birini kapsar. Belki de İncil’de anlatılan olayların içinde tek gerçek olanıdır. Zira tanıkları vardır ve otantik ayrıntıları ile sözlü olarak da teyit edilmiştir. Gerek görüşmeler, gerek satın alma töreni en ince ayrıntılarına kadar anlatılmıştır. Şurası muhakkak ki, küçük bir toplumda cereyan eden böylesine önemli bir olay unutulacak gibi değildir. 

Sadece bir mülkiyetin devri değil, aynı zamanda bir statü değişikliği söz konusudur. Gelenek haline gelmiş temennalar, sahte nezaketler ve ikiyüzlülüklerle sert çekişmeler İncil’deki hikayede muhteşem bir şekilde anlatılmıştır.

 Bununla birlikte okuyucuyu en çok etkileyen ve akılda kalan bölüm, İbrahim’in alışverişe başlarken sarf ettiği duygu dolu sözlerdir: ‘Ben bir yabancıyım ve misafirinizim’. Daha sonra alışveriş tamamlanınca, toprağın İbrahim’e mülk olarak emanet edildiği yerel halk tarafından tekrarlanmıştır[7]. Yahudi tarihindeki bu ilk gerçek olay, bu ırka özgü endişeleri ve belirsizlikleri açıkça ortaya koymaktadır[8]…”

Tevrat’ın kutsalları gözüyle ve inanışıyla Hebron işte budur; sözlü anlaşma ile alınmış ilk Yahudi kutsal toprağı. Yahudi tarihine gerçek olay olarak geçen ve kutsal kitap Tanah’ta anlatılan ‘toprak satışı’ şu ayetlerle anlatılmaktadır:

“…Sara yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı.  Kenan ülkesinde, bugün Hevron/Hebron denilen Kiryat-Arba'da öldü. İbrahim yas tutmak, ağlamak için Sara'nın ölüsünün başına gitti ve sonra karısının ölüsünün başından kalkıp Hititler'e seslendi:

-       Ben aranızda konuk ve yabancıyım. Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim.

Hititler cevap verdi:

-       Efendim, bizi dinle. Sen aramızda güçlü bir beysin. Ölünü mezarlarımızın en iyisine göm. Ölünü gömmen için kimse senden mezarını esirgemez.

İbrahim, ülke halkı olan Hititler'in önünde bir kez daha eğilerek, sözlerine devam etti:

-       Eğer ölümü gömmemi istiyorsanız, benim için Sohar oğlu Efron'a ricada bulunun. Tarlasının dibindeki Makpela Mağarası'nı bana satsın. Fiyatı neyse huzurunuzda eksiksiz ödeyip orayı mezarlık yapacağım.

Tarlanın sahibi Hititli Efron halkının arasında oturmaktaydı, Abraham’ın sözlerini duydu ve kent kapısında toplanan herkesin duyacağı biçimde, karşılık verdi:

-       Hayır, efendim. Beni dinle, mağarayla birlikte tarlayı da sana veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm.

Efron, Hititler'in önünde sözünü ettiği dört yüz şekel gümüşü tüccarların ağırlık ölçülerine göre tarttı ve satışı yaptı. Böylece Mamre yakınında Makpela'daki tarlası, çevresindeki bütün ağaçlarla ve içindeki mağarayla birlikte İbrahim’in mülkü kabul edildi. İbrahim karısı Sara ölünce, onu Makpela Tarlası'ndaki mağaraya gömdü[9]. İbrahim sahip olduğu her şeyi oğlu İshak’a bıraktı. Yüz yetmiş beş yıl yaşadı, ömrü bu kadardı, kocadı, yaşama doymuş ve iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi, atalarına kavuştu. Oğulları İshak'la İsmail, onu Hititli Sohar oğlu Efron'un tarlasında Mamre'ye yakın Makpela Mağarası'na gömdüler[10].”

Bu açıklamalarımızı kutsal kitap Tanah teyit etmekte ve yanlışımızın olmadığını doğrulamaktadır:

“Yakup’un on iki oğlu vardı. Eşi Lea’dan oğulları: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun. Eşi Rahel’den oğulları: Yasef[11], Benyamin.  Rahel’in cariyesi Bilha’dan doğan oğulları: Dan, Naftali. Lea’nın cariyesi Zilpa’dan olan  oğulları ise Gad ve Aşer’dir. Yakup İshak ile İbrahim’in de yabancı olarak kalmış olduğu, bugün Hevron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamre’ye, babası İshak’ın yanına gitti. İshak yüz seksen yıl yaşadı. Kocamış, yaşama doymuş olarak son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. Oğulları Esav’la Yakup onu gömdüler[12].”

Hebron aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı sonrası, Tanrı’nın vaat ettiği coğrafyada paylaşılan ilk topraklardan biridir. İsrailoğulları içinde Kalev’in payına düşmüştür. Toprak paylaşımı, Kahin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve oymak başları tarafından yapılmıştır: Yahudaoğulları Gilgal’da bulunan Yeşu’nun yanına gelir, Kalev Yeşu’ya seslenir ve Hebron’u pay olarak ister:

-       …Musa o gün bana, ‘Tümüyle Tanrım RAB’bin yolundan gittiğin için ayak bastığın topraklar sonsuza dek sana ve oğullarına mülk olacak’ diye ant içti. Tanrı sözünü tuttu ve beni yaşattı. İsrailliler çölden geçerken Tanrı’nın Musa’ya bu sözleri söylediği günden bu yana kırk beş yıl geçti. Şimdi seksen beş yaşındayım. Bugün de Musa’nın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim. Tanrı’nın o gün söz verdiği gibi, bu dağlık bölgeyi(Hebron) şimdi bana ver...”

Yeşu Kalev’i kutsar ve Hebron ona mülk olarak verir[13]. Eğer ki bugün Yahudi Kalev’in yaşayan torunları var ise ve bu torunlar Tanah’ı biliyorsa, çıkıp da ortaya ‘burası bizimdir’ diyebilir ve Tanah’ı da belge olarak gösterebilir. Belki de İsrail bu gerekçelerle Hebron/El Halil’i işgal etmiştir. Ama günümüz evrensel hukukunda Kutsal’ın kutsal ayetleri toprak mülkiyeti için belge olarak henüz kabul görmediği için, ne Kalev ne de İsrailoğulları ortaya çıkıp da  ‘bu topraklar bizim’’ diyemez, her ne kadar İsrail bu kenti ‘ulusal miras’ listesine almış olsa bile…


El Halil Müslümanların kutsal kentidir. Şanlıurfa Belediyesi El Hali’i kardeş şehir ilan ederek bu kutsallığı paylaşmıştır, tıpkı kendinden önce harekete geçmiş olan Konya Belediyesi gibi[14]. Daha yakın bir zamanda Şanlıurfa Belediyesi ile El Halil Belediyesi arasında ile kardeşlik anlaşması imzalanmış ve Urfa’dan El Halil’e bir barış ve kardeşlik köprüsü kurulmaya başlanmıştır[15].

Topraksız, vatansız olarak bugüne kadar söylene gelen İsrailoğulları hakkındaki düşünceler, yukarıda anlatılan olayların ışığından bakıldığında, hiç de göründüğü gibi değildir. 

Çünkü İsrailoğulları’nın, Tanrı tarafından vaat edildiği ileri sürülen bu topraklarla bağı hiç kesilmemiş, aksine sürekli toprak alımlarıyla mülkiyet bağları daha da güçlenmiştir. Hebron bu tespitimizin Yahudilerce kutsal olan bir örneğidir. Kutsallıktan yola çıkan İsrail Hebron/El Halil’i işgal etmekle kalmamış, ‘ulusal miras’ ilan ederek bu işgali gelecek kuşaklarına da taşımıştır. Ancak bu kent Müslümanların da kutsal kentidir.

Ø  Peki, bu kutsallık nasıl paylaşılacaktır?

Ø  Bugün, Filistin’in zayıflığından ve Arap ülkelerinin parçalanmışlığından yararlanarak bu kutsal kenti işgal eden İsrail, yarın başka bir kutsalı için de aynı yola başvuracak mıdır?

Ø  Böylesi bir işgal, yakın gelecekte bir İsrail-Filistin ama uzak gelecekte bir Müslüman-Yahudi çatışmasına dönüşecek midir?

Başlangıçtaki sorumuz şuydu: İnançların kutsalları inananlar arasında kutsal bir savaşa yol açabilir mi? 


Nasıl ki sorumuz açık ise, bu konuda cevabımız da açıktır: Bu konuda gerçeğe ulaşmanın tek yolu vardır; Yahudi tarihini ve kutsallarını bilmek, bu kutsalların Yahudiler nazarındaki önemini bilmek ve bu bilgileri günümüz siyaseti ve olayları ile yana yana getirerek bir sonuca ulaşmak, sorunun en kısa cevabı budur.

Bu açıdan bakıldığında, biz Türkler’in İsrailoğulları’na, tarihine, coğrafyasına, inançları ve kutsallarına karşı kayıtsız kalmamız düşünülebilir mi, asla!

Çünkü İsrail’in bu kutsal değerler üzerinden yürüteceği bir siyaset, önce yayılma stratejisine, ardından da kutsal savaşlara dönüşebilecektir ki Türkiye’nin bunun dışında kalabilmesi mümkün değildir.

Nil-Fırat ekseni Türkiye’yi doğrudan kesmektedir. Hebron bu açıdan yalın bir örnektir; kutsal inançların güç kullanımına dönüştüğünü gösteren sade, açık ve yalın bir örnek.

Kaldı ki Tanah/Tevrat’ta yer alan her isim, her mevki, yer ve coğrafya Yahudiler için kutsal olduğuna göre, bize düşen kutsalların kutsal coğrafyasında yaşamakta olduğumuzu hiç unutmamaktır.

Hebron ibret olası bir örnektir…



[1] Aktuel dergisi, Mesut Çevikalp röportajı, 15 Mart 2010.

[2] Tanah/Eski Ahit, 2. Samuel, Bölüm 3: 1-5.

[3] Tanah/Eski Ahit, Tevrat, Sayılar, Bölüm 13: 17-33.

[4] Tanah/Eski Ahit, 2. Samuel Bölüm 5: 1-3.

[5] Yahudi Tarihi, araştırma, s. 11, Paul Johnson, Pozitif Yayınları.

[6] Tanah/Eski Ahit, Tekvin, Bölüm 23.

[7] Tanah/Eski Ahit, Tekvin, Bölüm 23:20.

[8] Yahudi Tarihi, Paul Johnson, s. 14.

[9] Tevrat, Tekvin, Bölüm 23:3-20.

[10] Abraham: Hazreti İbrahim.

[11] Yasef: Hazreti Yusuf.

[12] Tevrat, Tekvin, Bölüm 35: 23- 29.

[13] Tanah/Eski Ahit, Yeşu Bölüm 14: 6-13.

[14] Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 12 Şubat 2009 günlü kararı ile El Halil “kardeş şehir” ilan edilmiştir.

[15] Şanlıurfa Yerel Gazetesi, Urfa Bülteni, 03 Haziran 2011

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ