Ana Sayfa
07 Aralık 2016 ( 5812 görüntülenme )

Kriz Sonrası Liderler Görüşmesi ve Türkiye-Rusya İlişkileri

Türkiye-Rusya ilişkilerinin kısa tarihi

Türkiye-Rusya İlişkilerinin Kısa Tarihi

Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler Soğuk savaş dönemi ve sonrasında dalgalanan süreçler yaşamıştır. Sovyetlerin dağılmasının ardından Türk Cumhuriyetlerinin kurulması Türkiye-Rusya ilişkilerini 1990’lı yılların sonlarına doğru gündeme getirmiştir. Yine Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşması ülkemizde yaşanan darbelerin temelini oluşturduğu yönünde komplolara neden olmuştur. Son dönemlerde ise Türkiye sınırında Rusya uçağının düşürülmesinin ardından iki ülke arasında büyüyen kriz, Türkiye’nin özür dilemesiyle son bulmuş, ilişkilerin geliştiği aşamada FETÖ terör örgütü tarafından 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişimi ise Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşmasına karşılık ABD destekli bir teşebbüs olduğu komplo teorilerini gündeme getirmiştir.

Türkiye’nin Rusya ile bugünkü durumunu analiz edebilmek için iki ülke arasındaki kısa tarihi incelemek gerekir.

Rusya ve Türkiye 500 yıllık öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir. 1497’de Karadeniz ittifakıyla başlayan ticari ilişkilerin yerini zaman zaman savaşlar, barışlar, ittifaklar, yardımlar, dostluklar ve ardından gelen soğuk savaş koşulları teslim almıştır. Soğuk savaş döneminde Türkiye Batı bloğuna bağlılığını göstermiş, bununla birlikte ekonomik alanda Sovyetlerle ilişkilerini sürdürmüştür. 1980 askeri darbesinde kısa süreli kesintiye uğrayan ilişkiler, 1984 yılında “doğal gaz arzı anlaşması”nın imzalanmasıyla ticari alanda bir dönüm noktasına girilmiştir. Berlin Duvarı çöktüğünde ve ardından 1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında, Türkiye halihazırda ekonomik aktörleriyle Rusya’da idi. Dolayısıyla Türkiye, Rusya pazarının dinamiklerini anlamaya çalışan diğer aktörler ile kıyaslandığında göreceli olarak daha avantajlı konumdaydı. Diğer yandan özellikle 1990’lar boyunca ikili ilişkilerin önemli bir boyutunu oluşturan “bavul ticareti” ile Türkiye, Ruslar açısından önemli bir destinasyon olmuştur.

1990’larda iki ülke arasında ticaretin devam etmesi olumlu bir gelişmeyken, Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri üzerinde hakimiyet kurma çabası Rusya’yı rahatsız eden bir durum olmuştur. 1997 yılından itibaren Türkiye’nin bu rolünü desteklemekten vazgeçen ABD, Türk Cumhuriyetleriyle direkt temasa geçmeye başlamış, böylelikle Türkiye bölgedeki popülaritesini kaybetmiştir.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Kasım 1999’da Moskova’ya yaptığı ziyaret esnasında terörizmle mücadele konusunda yayınlanan “Ortak Deklarasyon” yanında iki ülkenin özellikle enerji alanında daha yakın bir işbirliği kararı ilişkilere ivme kazandırmıştır. Ecevit’in ziyaretine 2000’de mevkidaşı Mihail Kasyanov mukabelede bulunmuştur. Dönemin RF Dışişleri Bakanı Igor Ivanov’un da 7-8 Haziran 2001’deki ziyareti iki ülke arasındaki ilişkileri pekiştirirken 16 Kasım 2001’de dönemin iki ülke Dışişleri Bakanları New York’ta imzaladıkları Avrasya İşbirliği Eylem Planı (AİEP) ile ikili işbirliğinin Avrasya bölgesine de taşınmasıyla ilişkiler “çok boyutlu ortaklık” seviyesine yükseltmiştir. Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK), Ortak Stratejik Planlama Grubu (OSPG), Toplumsal Forum gibi yeni kurumsal ve diyalog artırıcı mekanizmaların desteği ile ikili işbirliği bir üst düzeye taşınmıştır. Bunun yanı sıra, iki ülke arasında 2010 yılında karşılıklı turistik ziyaretlerde vize muafiyeti uygulamasına geçilmiştir.

Soğuk savaşın ardından ortaya çıkan çok kutupluluk söylemiyle birlikte bölgesel işbirliği önem kazanmıştır. Bunun yanı sıra 2008 yılında yaşanan krizin ardından Ortadoğu ve K. Afrika’da meydana gelen halk hareketleri, hem Rusya em Türkiye için kriz ve fırsatlar oluşturmuştur.

Bu şartlar altında, Türkiye-Rusya ilişkileri üç farklı boyutta gelişme potansiyeli taşımaktadır. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Genel Müdürü Andrey Kortunov’a göre bunlar işbirliği temelli, işlevsel ve varoluşsal yaklaşımlardır. İşbirliği temelli yaklaşımlar, Türkiye ve Rusya’nın ortak çıkarlarını etkileme potansiyeline sahip krizlerin ortaya çıkması durumunda, iki ülkenin çıkarlarının zarar görmemesini esas almaktadır. İkinci olarak işlevselcilik yaklaşımı, ikili ve bölgesel düzeyde işbirliğine odaklanmaktadır. Bu düzeydeki işbirliği, iki ülkenin ekonomik, siyasi ve toplumsal alandaki çıkarlarını oluşturan mevcut parametreleri değiştirme potansiyeli ile şekillenmekte ve bu süreçte ilişkilerin bir adım ileri taşınması amaçlanmaktadır.

Yine Türkiye’nin iç politikaları Rusya’ya ilişkisinde etkili olmuştur. TBMM’nin 1 Mart 2003’te ABD kuvvetlerinin Türkiye üzerinden Irak’a karşı kuzeyden yeni bir cephe oluşturmasını reddetmesi ile Rusya’nın gözünde Türkiye, ulusal çıkarları gerektirdiğinde müttefiklerine karşı çıkabilen bağımsız bir dış politika aktörü olarak görülmüştür.

Ağustos 2008’de gerçekleşen Rusya-Gürcistan Savaşı da bölgesel iki kilit aktörün ilişkilerini doğrudan etkilemiştir. Savaş sırasında Washington, Karadeniz üzerinden Gürcistan’a insani yardım ulaştırmak için harekete geçtiğinde Rusya Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Montreux Anlaşması’nı gündeme getirmiştir. Montreux Anlaşması’na göre “Karadeniz güçlerine ait olmayan savaş gemileri, amaçları ne olursa olsun Karadeniz’de 21 günden uzun bir süre kalamaz”. Gürcistan Savaşı sırasında Türkiye, Montreux Anlaşması’nın şartlarına uygun davranmış ve teknik gerekler karşılanmadığından ABD’ye ait iki büyük hastane gemisinin Boğazlar üzerinden Karadeniz’e girmesini engellemiştir. Gürcistan Savaşı süresince Türkiye’nin izlediği politikalar ve ABD gemilerinin Karadeniz’e girmesinin engellenmesi, Ankara’nın bölgesel krizleri bölgesel dinamikler doğrultusunda çözme eğiliminde olduğunu göstermiştir.

Türkiye ve Rusya bulundukları coğrafya itibarıyla gerek Kafkaslar’da, gerek Balkanlar’da ve gerekse de Ortadoğu’daki pek çok çatışmadan etkilenmektedir. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu ve Gürcistan ile Abhazya bölgesi arasında yaşanan anlaşmazlıklar, Ankara ve Moskova’nın söz konusu anlaşmazlıklarda farklı tarafları desteklediği için ikili ilişkileri etkileme potansiyeline sahiptir. Bu noktada ekonomik yönden müttefik olan iki ülke, diplomatik yönden zaman zaman kilit noktasına gelmektedir.

Türkiye ve Rusya, Soğuk Savaş’ın hemen ardından 1992 yılında bölgesel güvenlik ve istikrar konusundaki sorumlu tutumlarını ve iyi niyetlerini Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nü (KEİÖ) oluşturarak göstermiştir.

Bütün bu alanlardan faklı olarak Suriye, iki ülke arasında son yıllarda görüş ayrılığı konusunu oluşturmaktadır. Arap baharının arkasından ülkede başlayan iç savaş, kısa zamanda bölgesel bir sorun haline gelmiş ve Türkiye ve Rusya’yı yakından ilgilendirmiştir.

Suriye'de Beşar Esad rejiminin değişmesini isteyen batılı devletler ve ABD, Özgür Suriye Ordusuna silah ve cephane yardımı yaparken, krizin çözümünde Türkiye batı yanlısı, Rusya ise Esad yanlısı olduğunu beyan etmektedir.

Öte yandan 24 Kasım 2015 günü Lazkiye'den havalanan Rus Su-24 tipi uçak Türk hava sahasını işgal ettiği için Türkiye tarafından 5 dakikada 10 kez uyarılmasına rağmen uyarıya cevap vermeyen Rus pilotları, devriye gezen Türk F-16'ları tarafından vurulmuştur. Paraşütle atlayan pilotlar Türkmen Dağı bölgesine düşmüşlerdir. Bir pilot ölmüş olup diğer pilot ise Rus askerleri tarafından Rusya'ya götürülmüştür.

Olayın ardından Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu angajman kurallarının değiştiğini önceden Rus yetkililere belirttiklerini ifade etti. Ardından Ürdün Prensi ile görüşmekte olan devlet başkanı Vladimir Putin, ''Sırtımızdan bıçaklandık'' ifadesini kullandı. G20 zirvesinde belirttiği "IŞİD'e destek veren G20 ülkeleri var" sözünü yineleyerek Türkiye'yi ve NATO ülkelerini IŞİD'ten petrol almakla suçladı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 25 Kasım'daki Türkiye ziyaretini iptal etti ve yaptığı basın açıklamasında: "Ben Türkiye'ye gitmiyorum, siz de gitmeyin, çünkü Türkiye Mısır'dan güvenli değil" açıklaması yaptı. Ayrıca uçağın hava sahasını ihlal etmediğini ve bunu kanıtlayabileceklerini söyleyen Putin'e ise Türk Silahlı Kuvvetleri'nden uçağın iz haritası belgesi yayınlandı.

Bir süre devam eden sert söylemlerin ve soğukluğun ardından Haziran 2016 tarihinde Türkiye Rusya’dan özür dilemiş ve ikili ilişkileri normale döndürme yoluna gitmiştir. Rusya, bu davranışa olumlu yanıt vermiş ve Türk akımı gibi projelerin devamına karar verilmiştir.

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişiminin ardından FETÖ terör örgütü lideri Fethullah Gülen’in Türkiye tarafından iade edilmesini istemesi, ABD ve Türkiye arasında soğuk rüzgarlar estirmektedir. Türkiye’nin yine bu dönemde Rusya’ya daha yakın ilişkiler içine girmesi Batı bloğunu rahatsız etmektedir. Batıyla olan bağlarını zedeleyen Türkiye’nin Avrasyacılık temelinde politika yürüten Rusya ile şu anki siyasi ve ekonomik ilişkilerin ötesine nasıl geçeceği ise merak konusudur.

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ