Ana Sayfa
20 Şubat 2017 ( 6694 görüntülenme )

Osmanlı’ya İlk İsyan Eden Halid-i Nakşi Şeyhi Kimdi?

Gelin, 1880 Kürt isyanına birlikte bakalım. İsyanı çıkartan, Şeyh Ubeydullah yani Seyit Taha’nın oğlu.

Ubeydullah oğlu ise Seyit Abdulkadir. Ama oğlu diyor ki “Ben Kürt değilim!

İşte belgesi;

 “Abdulgani Geylani ahvadındanım. Aslen Kürt değilim, Kürdistan’da yerleşmişim” [1]

Oğlu Kürt değilse, demek ki babası da değil. Peki, Kürt olmayan biri nasıl olmuştu da Kürt isyanı çıkarmıştı?

Anadolu’nun doğusundaki olayları ve özellikle Kürtlerin ayaklanmalarını büyük bir dikkatle inceleyen ilim adamı Martin Van Bruinessen, isyan-tarikat ilişkisini şöyle değerlendiriyor:

“Hakkârili, nüfuzlu bir şeyh olan Ubeydulah, 1880’de, bir ayaklanma başlatmış ve çok zayıflamış olan Osmanlı Devleti ile İran arasındaki sınır bölgede, bağımsız bir Kürt devleti kurmak için, İngiliz ve Rusların yardımını talep etmiştir. Bugün Kuzey Irak’taki bir diğer Nakşibendî Şeyhi ailesi Barzanilerin, yüzyılın başından beri çok kez dönemin merkezi hükümetine karşı başlatılan ayaklanmalarla ilişkileri olduğu bilinmektedir…

Açıkça görünen o ki, isyandan önceki yıllarda tarikatlar, Kürtler için, salt dinsel kurumların ötesinde oluşumlardır. Gerçi, şeyhlerin hepsi siyasi lider olmadılar, fakat Kürtlerin söz sahibi olan liderleri, birkaç istisna dışında, şeyhtir. Ve siyasi şeyhlerin çoğu Nakşibendî tarikatındandır. 

Bu tarikatın, Kürtlerde oynadığı rolün siyasi yapısı ve uzun geçmişinden söz edilebilir. Ama kesin olan, tarikatın siyasi etkinliğinin Mevlana Halid ile birlikte dramatik biçimde arttığıdır. Halid, tarikata Hindistan’da girmiş bir Kürt’tür. 1808 dolaylarındaki dönüşünden sonra, hızlı bir şekilde, önceleri Kürtler ve sonraları Türk ve Araplar arasında da büyük bir izleyici kitlesi bulmuştur. Hatta bazı Kadiri şeyhleri, onun vasıtası ile Nakşibendî tarikatına girmek için ricada bulunmuşlardır” [2] .

Bruinessen’in tespitlerinde dikkat çekici olan şu; isyancı başı Ubeydullah Kürt değil ama Kürt isyancı başı; Türk değil ama Türk Nakşibendiliğinin halifesi! 

Devam edelim…

Türk Tarihi’ne “93 Harbi” olarak geçen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlandığını biliyoruz; Rus Ordusu batıdan Yeşilköy’e (eski adı Ayestefanos), doğuda Erzurum’a kadar gelmişti. 

Sonuçta Kars-Ardahan ve Batum Rusların eline geçmiş, Kıbrıs ise İngiltere’ye kiralanmıştı. Devamında, Ermeniler güç kazanıyordu. Antlaşmalarda artık Osmanlı tebaası yerine, “Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Ermenistan” [3] vurguları yapılıyordu.

Mevlana Halid’in halifesi Şeyh Ubeydullah, bu süreçte isyan etmişti.

Osmanlı şaşkındı; Bektaşilerin yerine dini bir güç haline dönüştürdüğü tarikatın bir şeyhi başkaldırmıştı; bu bir ilkti.

Bazı araştırmacılar isyana gerekçe olarak, “Osmanlı- Rus savaşı sonrası gösterdiği başarıdan dolayı beklediği mükafatı alamadığı için” diyor ve buna İngiliz raporlarını kaynak gösteriyor. Kaynak şöyle;

Erzurum’daki İngiliz Konsolosu,1879’da Binbaşı Henry Trotter,  Londra yazıyor; Bu yılın ilk günlerinde, Şeyh Ubeydullah Van Valisi’ne yazı ile başvurarak, son savaştaki hizmetleri karşılığında kendine nişan ve başka ödüller verilmesini istemiştir…” [4]

Bu bir görüş, olabilir…      

 Şeyh Ubeydullah’ın Osmanlı’dan ayrı bir Kürt devleti kurmak emeliyle yola çıktığını, ancak Osmanlı’ya güç yetmeyince İran’a yönelmiş olduğunu düşünenler de var.

İsyana giden yol çoktur; “Savaşın(Türk-Rus Savaşı) yarattığı yıkım, bölgede yaşanan sefalet ve otorite boşluğu, Ermenilerin bölgede devlet kuracakları söylentisi ve Şeyh'in aklındaki birleşik bir Kürt devleti kurma fikri, bu yıllarda bir araya gelince isyanın zemini hazırlanmış olur”.

Bu düşüncede olanlar akademik bir çalışma yapar ve çalışma, Bilim ve Toplum Dergisi’nin 6’ncı sayısında yayımlanır.

Bu çalışma şudur:

1880 Ağustos’unda Şeyh, sınırda ayaklanmış Mangur aşiretine destek için oğlu Abdülkadir yönetiminde bin kişilik bir Kürt müfrezesi yollar. 10 Eylül'de Mangur alınır. 15 Eylül'de Piran aşireti de isyana katılır. Birçok aşireti yanına çekmeyi başaran Şeyh ve oğlu Abdülkadir önderliğindeki birlikler Savacbulak'ı da alarak Tebrize yaklaşır. 

Ancak bu noktada düvel-i muazzama devreye girer. Ruslar bölgede büyük bir Kürdistan kurulmasını istemedikleri gibi, İran'ın kendilerinden yardım istemesinden yararlanarak bölgeye müdahale etmek ve İran'ı yanına çekmek niyetindedir. İngilizler de kesinlikle bölgede birleşik büyük bir Kürdistan kurulmasını istemezler, ayrıca bu isyanı, Rusya'yı bölgeye sokacak tehlikeli bir gelişme olarak görürler ve Osmanlıya baskı uygulayarak, sınırlarını kapatmasını ve Şeyh'i desteklememesini isterler. Bir süre sonra gerçekten de Osmanlılar sınırı kapatarak Şeyh'in İran ve Osmanlı birlikleri arasında sıkışmasını sağlar ve isyan yenilgiyle sonuçlanır.” [5] 

Prof. Dr. Abdulhaluk M. Çay, Kürt Dosyası adlı eserinde,  Şeyh Ubeydullah isyanının başarısızlığını iki nedene bağlıyor, şöyle ki; “Rusya-İngiltere’nin Osmanlı-İran tarafını tutarak Şeyh’e karşı çıkması; diğeri ise, Şeyh üzerinde büyük etkisi olan ABD’li misyoner Dr. Joseph P. Cochran’ın, bölge Hıristiyanlarını katliamdan kurtarmak için, arabuluculuk yapması ve Şeyh’i ikna ederek kaçmasını sağlamasıdır…” [6] 

Peki, Ubeydullah hangi silahlarla isyanı başlatmıştı?

Tarihçi diplomat Bilal Şimşir bunu açıklıyor:  “1877-78 Türk-Rus savaşı çıkınca Şeyh Ubeydullah, cihat çağrısına uyarak, Osmanlı Hükümeti’ne hizmet sundu, Ruslara karşı savaşa katılacağını bildirdi. Hükümet’ten silah istedi… Türk Hükümeti, Şeyh Ubeydullah’a güvendi ve ona 20.000 tüfek verdi( ABD malı Henry Martini ve Winchester marka yeni tüfekler)…”

Şeyh Ubeydullah bu 20.000 tüfeği Osmanlı Hükümeti’ne geri vermemişti.

Savaş sonu, bir kısmını satmış ve bu durum, İngiltere’nin Tebriz Konsolosu William Abbott’un  Londra Raporu’na kaydedilmişti.

İşte o rapordan alıntı:

Türk-Rus Savaşı(1877-78) sırasında Osmanlı Hükümeti Kürt aşiretlerine 20.000 tüfek vermiştir. Bu silahlarla Kürtler cihada gitmişlerdir. Barış ilan edildikten Türk Hükümeti bu silahları geri istemiştir. Tahran’daki Türk Elçisi, bu silahların İran sınırları içinde Maku’da ve başka yerlerde elden çıkarıldığını öğrenince, İran makamlarıyla görüşerek silahların geri alınması için Tebriz’deki Türk Başkonsolosluğu’na talimat vermiştir. Ama bu silahların pek azının ele geçirilebileceğini sanırım… [7] 

“O dönemin şeyhlerini bugünün şeyhleri gibi sanmayın; elinde silah cephelerde savaşıyorlardı” diyen Soner Yalçın, silah meselesini şöyle açıklığa kavuşturuyor; “1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’na katılmak için İstanbul’dan silah isteyen Şeyh Ubeydullah’a ABD’den alınan silahlardan 20 bin “Martini” tüfek gönderildi. Şeyh Ubeydullah Ruslarla savaştı ama daha çok bölgedeki Ermeni köylerine saldırıp talan/yağma etmesiyle şikayet konusu oldu. Ayrıca Osmanlı’dan aldığı silahları da iade etmeyip İran’da sattı. Yetmezmiş gibi Şeyh Ubeydullah, “savaşta gösterdiği yararlılıktan” dolayı İstanbul’dan para, nişan istedi. Sonunda “vay sen misin beni ödüllendirmeyen” diyerek 1879’da ayaklandı.”      [8]

İsyan sonrası Şeyh Ubeydullah teslim oldu.

Hükümetçe 20 bin kuruş aylık maaşa bağlandı.

1881 yılında Hicaz’a sürüldü ve 1883 yılında orada vefat etti.

Sonrasında, Ubeydullah Ailesi’ne verilmiş olan “Cidde’de mecburi ikamet cezası” kaldırıldı ve Şeyh’in çocukları ve torunları Türkiye’ye döndüler.

Oğullarından Şeyh Abdulkadir( Seyyid) (1851-1925), İkinci Meşrutiyet döneminde Ayan Meclisi’ne seçildi. Bir ara bu meclisin başkanlığına da getirildi. Ancak Mütareke döneminde işgalci İngilizlerle işbirliği yapmaya başladı.

1925 yılında Nakşibendi Şeyh Sait ayaklanmasına karıştı ve yargılanarak idam edildi.

Bu isyan Türk tarihine; altı beyzade isyanından sonra, “Birinci Cemaat Barzani İsyanı” olarak bu cemaatin Anadolu sayfasına yazıldı.

Ubeydullah vakası, dini siyasi amaçla kullanan ve bu amaçla isyan eden ilk Halid-i Nakşi tarikat şeyhi olması açısından önemlidir. 1880 yılı, aynı zamanda ve aynı coğrafyadaki beyzadelerin konaklarının yıkıldığı devirdir. Şeyh Ubeydulah için, bu bir güç gösterisidir ve yıkılanın yerinin Halid-i Nakşi şeyhleriyle doldurulduğunu gösterir. Bu tabloda Şeyh Ubeydullah, Bedirhan Bey’in Botab beyliğinin yıkılmasından sonra doğan otorite boşluğunu doldurmuştur.

Bu bir Kürt isyanı mıydı?

İsyanı çıkartan Kürt dahi değildi, buna nasıl bir Kürt isyanı denilebilir ki…

 

Erdal Sarızeybek

[1] Mumcu, Kürt-İslam ayaklanması, s. 99.

[2] Bozdağ, Kürt İsyanları, araştırma, s. 34.

[3] Abdulhaluk M. Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, s. 353. 

[4] A.g.e.s.185.

[5] Bu yazı Vesta Dergisi, Sayı 6, Yıl 2006'da yayımlanmıştır. Yazanlar; Alişan Akpınar, Sezen Bilir, Tacim Sebüktegin. Bilim ve Toplum web sayfasından alınmıştır.

[6] Abdulhaluk M. Çay, Kürt Dosyası, s. 354.

[7] Bilal Şimşir, Kürtçülük Cilt I, s. 184, B,ilgi Yayınları, 2009.

[8] Soner Yalçın, makale, “Liberallerle Kürt Şeyhler Hangi Konuda Anlaştı”, Oda Tv, 18.09.2010.

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ