Ana Sayfa
05 Eylül 2017 ( 10425 görüntülenme )

KÜRDİSTAN ÇIĞLIĞI ATAN BARZANİ'NİN DEDESİNE BAKINIZ OSMANLI NE YAPMIŞ...

Osmanlı ilk HALİDİ Nakşibendi şeyhi isyanı olarak Şeyh Ubeydullah’ı görür isek, ikinci Nakşi şeyh isyanı olarak da Abdusselam’ı söyleyebiliriz. 

Abdusselam’ın Ubeydullah’tan farkı, Osmanlı tarihinde ilk kez Kürt ve Kürtçe siyasi taleplerle bir isyan etmiş oluşudur.
 
Mesud Barzani 1907’de amcam Osmanlı’ya telgraf çekti diyor. İşte o sözleri; 
 ‘1907 senesinin baharında Şeyh Abdusselam, Brifkan köyündeki Kadiri tekkesinin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıya Kürt aşiret liderlerinin önemli bir kısmı katıldı. Bu toplantıda, İstanbul’da Babıali yönetimine bir telgrafın gönderilmesi kararlaştırıldı.’ [1]
 
Telgraf dediği, birazdan göreceğimiz Osmanlı’ya gönderilen siyasi isteklerin sıraladığı telgraf…
 
Sıraç Bilgin de olayların çıkışını 1907’de başlatmış, gerekçe olarak da Osmanlı’nın Kürtlere baskı uygulamasını, bu baskının da Kürtlerin tahammül sınırlarının aşmasını göstermiş tıpkı Mesud Barzani gibi.
Buna karşın tarihçi Ahmet Uçar, .Osmanlı arşivlerini kaynak gösterip şeyhin isyanını 1909’a bağlıyor. [2]
 
Ne önemi var derseniz, önemi şu; Bedirhan-Baban-Abdulkadir üçlüsünün İstanbul’da 1908’te kurduğu siyasi cemiyetlerle Barzaniler arasındaki bağı görmek istiyoruz. İsyan ya da değil, ilk kez ortaya atılan bu siyasi taleplerin çıkış noktasını arıyoruz… 
Şimdi Abdusselam Osmanlı’dan ne istiyormuş, biz şimdi ona bakalım…  

Şeyh 2’nci Abdusselam’ın siyasi talepleri şuydu; 
‘Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi;
 Eğitimin Kürtçe yapılması;
Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri;
Devlet’in dini İslam olması hasebiyle mahkemelerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi;
Vergiler (zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınması ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı, okulların açılması için kullanılması.’[3]
 
Bu siyasi talepler önce kağıda döküldü, Şeyh 2’nci Abdusselam Barzani tarafından imzalandı ve telgrafla Bab-ı Ali’ye gönderildi. Mesud Barzani’ye göre, telgrafı alan Bab-ı Ali(Osmanlı Sadrazamlığı) bunu devlete karşı bir isyan, bir ayrılık talebi olarak değerlendirmiş ve buna karşı bir genel seferberlik ilan etmişti.
 
Osmanlı kuvvetleri, 1907 yılı baharında Barzan bölgesine girdiler ve iki ay süren çatışmalardan sonra Şeyh 2’nci Abdusselam kaçtı, Hakkari bölgesindeki Nesturilerin Patriği Mar Şemun’a sığındı.
 
Mesud Barzani bu isyanı şöyle anlatıyor; 
‘Telgrafa Osmanlıların genel bir taarruzla cevap vermesi anlamsızdı ama olan olmuştu. Şeyh Abdusselam direnme kararı aldı. İki ay süren savaş boyunca Barzaniler düşmana ağır kayıplar verdiyordu. Brifkan toplantısına katılanlar, telgrafın sorumluluğunu taşıyacaklarına dair ettikleri namus yeminini unutmuş; kimisi susarken, kimisi düşmanla işbirliğini seçmişti’ [4]
 
Burada ‘düşman’ olarak tanımı yapılan ‘Osmanlı Devleti’dir. Namus yeminine uymadıkları söylenenler de bölgedeki Kürt aşiret reisleridir.
 
Bu sırada bazı kaynaklara göre Fazıl Paşa’nın ordusu savunmasız kalan Kürt köylerine girmiş, her yeri yakıp yıkmıştır. Esir alınanlar arasında henüz üç yaşında bir çocuk olan Molla Mustafa Barzani ve annesi de vardır, Musul’da hapse atılmıştır
Sonunda Şeyh Abdusselam kuvvetlerini Titani’ye, Asuri lideri Mar Şemun’un yanına çekilme kararı almış, geri çekilmiştir.  Bu, Osmanlı askeri harekatının ilk bölümüdür.
 
Şeyh 2’nci Abdusselam Eylül 1909’da bir daha isyan etti.
Osmanlı da, ‘Barzani şeyhi Abdusselam ve avanesinin yerel halk üzerindeki zulmünü ortadan kaldırmak’ gerekçesiyle Barzan’a bir harekat daha başlattı. 
Bir ay içinde direniş kırıldı ve bölgede asayiş sağlandı.
Ancak Şeyh ele geçirilemedi, dağlara kaçtı.

Barzanilere karşı yer yer harekat sürdürülürken, isyanın ardındaki devletler bir bir ortaya çıkıyordu…  
Şeyh 2’nci Abdusselam’la buluştuğu tespit edilen  Musul İngiliz Boşkonsolosu’nun görevden alınması talebi İngiltere Hükümeti’ne iletilmişti(1910). 
Şeyh’in İran/Hoy’daki Rus generali ile görüştüğü ve Osmanlı’nın nasıl parçalanacağı hususunda planlar yaptığı da tespit edilenler arasındaydı(1913).
 
Tarihçi Ahmet Uçar bu ilişkileri açığa çıkarıyor; 
‘Osmanlı Devleti’nin İtilaf devletleriyle savaşa başladığı bir dönemde, 30 Ağustos 1914’te, Şeyh II. Abdusselam’ın Hoy’daki Rus generali ile buluşup Osmanlı Devleti’nin nasıl parçalanacağını, Musul ve Van’da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl ayaklandırılacağının planlarını yaptıkları, Bab-ı Ali tarafından öğrenilmişti. 
 Daha önce Kürt gruplarıyla işbirliği yapan, özellikle Kürt Teali, Teavün ve Terakki, Kürt Hevi ve Kürt İstiklal Cemiyeti vb. örgütlerle anlaşan Süleymaniyeli Şeyh Mahmud(Berzenci), Hakkarili Şeyh Ubeydullah Nehri, İran Kürtlerinden İsmail Simko ile görüşmeler yapmış, İngiliz ve Rusların desteğinde büyük bir Kürt ayaklanması planlamaya başlamıştı.’[5]
    
  Şeyh direnmedi ama teslim de olmadı. Mıntıkayı terk ederek İran denetim alanına çekildi. Orada Seyit Taha Nehri’[6]nin misafiri oldu. Seyit Taha’nın evi Urumiye Gölü yakınındaki Racan köyündeydi. Şayanı hayrettir ki, bu olaydan 70 yıl sonra aynı yerde KDP(1979) politbürosunu kuracaktı’[7].
 
Tarihçi Ahmet Uçar ise Sıraç’la aynı fikirde değildi. Süleyman Nazif zorba değil, aksine İttihatçıların aşiretlere yönelik politikasını tasvip etmediği için istifa etmiş, zorla bu göreve döndürülmüştü. O Kürtlüğünü inkar etmemekle birlikte, Kürtlerin Türk milleti ile iç içe olduğuna ve ayrılmayacağına inanan bir aydın ve devlet adamıydı. [8] 
Nihayetinde Şeyh Abdusselam ve adamları yakalandı…
 
Mesud Barzani’ye göre amcası ihanete uğramıştı, şöyle ki;
Seyit Taha’nin misafiriyken, bir ara Sımal Agaye Şikaki(Simko)yi ziyaret eder ve ikisi birlikte Tiflis’e geçerler ve orada, Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için mücadele veren Kürtleri destekleme vaadinde bulunan Rus Çarı’nın temsilcisiyle görüşürler. 
Geri dönüş yolunda, Salmast’da Gencecein köyünden geçer. Köyün sahibi Sofi Abdullah, kendisine misafir olması için ısrar eder.. Şeyh daveti kabul eder ve ona misafir olur. Şeyh uyuduğu sırada Sofi ihanet ederek Şeyh Abdusselam’ı ve üç korumasını yakalar ve Siro[9] denilen yerde Türklere teslim eder.’[10]
 
Sonrasında Şeyh ve adamları Musul’u nakledilecek, yargılanacak ve haklarında verilen idam cezaları infaz edilecektir(14 Aralık 1914).
 
Osmanlı tarihinde Barzani'ye ayrılan bu sayfaya bakıldığında, Osmanlı'yı etnik temelde ayrıştırmayı planlayan Şeyh Abdusselam Barzani'ye asla taviz verilmediği görülmektedir.

Oysaki bugün, Yeni Osmanlı'yız diyenler, aynı Barzani'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin birlik ve bütünlüğüne açık tehdit olan Barzani'yi GURUR DUYARAK izlemekte, hatta teşvik etmektedir.

OYSAKİ OSMANLI BU BARZANİ'NİN DEDESİNİ SIRF BU TEHDİDİ YOK ETMEK İÇİN ASMIŞTI...

Erdal Sarızeybek 
 


[1] ‘Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’, cilt I, s. 25.
[2] Uçar, ‘Hahamların Torunu Barzaniler’, s. 18.
[3] ‘Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’, cilt I, s. 24.
[4] Sıraç Bilgin, ‘Barzaniler’, s. 19, DO Yayınları, 2006.
[5] Uçar, ‘Hahamların Torunları Barzaniler’, s. 20.
[6] Seyit Taha; Büyük Seyit Taha’nın torunudur, babası Muhammed Sıddık’tır.
[7] Bilgin, ‘Barzani’, s. 20.
[8] Uçar, ‘Hahamların Torunları’, s. 21.
[9] Siro; İran’ın Yüksekova sınır kapısına yakın bir kasabası.
[10] ‘Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’, cilt I, s. 27.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ