Reklamlar
Anasayfa » Haber
23 Ocak 2017 ( 192 görüntülenme )

Uğur Mumcu Bugünleri Görmüştü...

Mumcu; Çekiç Güç’ün amacı Özerk Kürdistan…

Uğur Mumcu o dönemde büyük bir suikastın varlığına dikkat çekiyordu.
Bakınız sözleri aynen şöyle:
 ‘Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ta doğan otorite boşluğunu doldurmak, bölge halkını Saddam’ın kıyımından korumak ve caydırıcı bir güç olarak kullanılmak için oluşturulduğu ileri sürülüyor. Bu amaç, insancıl gerekçelere dayanıyor. Saddam’ın Kürt halkına yönelik Halepçe kıyımı da anımsanırsa, bu gerekçelere hak vermemek kolay değildir.
 
Madalyonun bir yüzü böyledir. Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım: Madalyonun öbür yüzünde Çekiç Güç’ün asıl amacı görülüyor. Bu amaç bölgede ABD korumacılığı altında bir Özerk Kürt Devleti kurmaktır. Bölgede batı devletlerinin koruması altında bir Kürt devleti kurulması 1’nci Dünya Savaşından bu yana gündemdedir!
 
Batı destekli Kürt devleti kurma planı, Kurtuluş Savaşı ile bozuldu. Kürtlere batı desteğinde devlet kurma planları 1970’li yılarda da uygulanmak istedi. Başkan Carter döneminde Molla Mustafa Barzani, ABD tarafından para ve silah yardımlarıyla desteklendi. Ancak Barzani, Amerikan korumacılığındaki ayaklanmayı başlatamadı.
 
Kürtler açısından 1920’lerde Londra, San Remo ve Sevr Anlaşmalarına konu olan ve 1970’li yılların ortasında da Amerikan desteği ile canlanan Özerk Kürt Devleti 1990’larda Çekiç Güç aracılığıyla kurulmuş bulunuyor!
Çekiç Güç, ABD için çekiç, Türkiye ise bu çekicin örsü oluyor.’
[1]

Uğur Mumcu kör gözlerin göreceği, sağırların duyabileceği güçlü bir sesle peş peşe haykırıyordu…
 
İşte o sözleri;
 “Çekiç Güç’e ‘Evet’ dedikten sonra ‘Kuzey Irak’ta Kürt Devleti’nin kurulmasına karşıyız’ demenin bir anlamı var mı? Kimi inandırır bu sözler? Çekiç Güç’ün amacı, ‘Federe Kürt Devleti’nin kurulması ve kurulan bu devletin Batı askeri gücüyle korunmasıdır. Bu sonuç, Kürtler açısından Kürtlere özerklik veren 1920 Sevr Anlaşması’nın 64’ncü Maddesinin gerçekleşmesidir...”
[2]
 
Uğur Mumcu’nun bu tespitleri yıllar önce Gazi Mustafa Kemal tarafından, 1927’de, Türk Ulusuna açıklanmış ve Büyük Nutuk’a şöyle kaydedilmişti;
‘Saygıdeğer efendiler, bu antlaşma(Lozan), Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir’ [3].
 
Gazi Mustafa Kemal Doğu Anadolu’da bir Ermenistan-Kürdistan Projesini Türk yurdu ve milletine karşı büyük bir suikast olarak görmüş, hatta bu projeyi bu suikastın son hamlesi olarak nitelemişti…
 
Oysaki dönemin Dışişleri Bakanı Alptemuçin, o yılların Özal siyasetinin pek masumane olduğunu düşünüyordu;
 ‘Biz o dönemde öncelikle sınırımızdaki yığılmaya çare bulmuştuk. Sonra, PKK ile mücadele eden bir ülkeydik ve Kuzey Irak’ta PKK’nın güçlenmesine engel olmalıydık. Bunun için Tampon Bölge işimize gelmişti. Sınır ötesi operasyonlar yapıyorduk. Bir yandan bunları yaparken bir yandan da bölgedeki Kürtlerin can güvenliğini sağlar bir pozisyon almıştık. Onlara mesaj veriyorduk.
 
Ayrıca Çekiç Güç’e ev sahipliği yapmak, Türkiye’nin önemli bir kozuydu. Turgut Bey’in Barzani ve Talabani’yi buluşturup, Irak’ın geleceğini belirlemeye çalışmasının nedeni, yine olayların içinde yer alma, yönlendirme ve kontrol edebilme kaygısındandı. Diplomatik pasaportlar, Ankara’da temsilcilik açılmasına izin vermek, bölgede alt yapı çalışmalarına destek olmak, tüm bunların amacı aynıydı…
 
Zaman içinde, Çekiç Güç’ün PKK’ya yardım ettiği, Kuzey Irak’ta otorite boşluğu yaratarak Kürt devleti oluşumuna yardımcı olduğu haberleri çıktı. Çekiç Güç göreve başladıktan sonra PKK faaliyetlerinde artış olduğu yönünde tespitler yapıldı. Çekiç Güç helikopterlerinden PKK’ya yardım malzemesi atılması, yaralıların taşınması gibi fotoğraflar ve haberler, doğrusu müdahale edilmesi gereken bir durum olduğunu gösteriyordu.
 
Ancak bizden sonra gelenler, bizim gösterdiğimiz çabanın devamını belki yeterince sağlayamadılar. Acil durum geçtikten sonra gelen hükümetler bu uygulamayı durdurabilirdi. Belki Çekiç Güç’ün PKK’ya askeri destek verdiği yolunda haberler çıktığında, daha sert tavırlar alınmalıydı, alınabilirdi. Çünkü Çekiç Güç’ün göreve devam edip etmemesi her üç ve altı ayda TBMM’den alınacak onaya bağlı idi.
 
Yine de, zamanın koşullarına göre bu değerlendirmeleri yapmak lazım. Maalesef Türkiye, on yıllık koalisyon döneminde birçok konuda olduğu gibi bu konuda da gerekli birçok adımı atmakta gecikmiştir veya yönetimlerin sık sık değişmesiyle, atılan adımların devamı gelmemiştir. Yeterli caydırıcılık sağlanamamıştır…
Bunu üzülerek söylüyorum [4]
 
Gelinen noktada, bir dönem Dışişleri Bakanlığı yapmış bir şahsiyetin gerçeklerden böylesi uzak açıklamalarını kabul edebilmek mümkün değil…
 
Sığınmacı sorununu çözdük, diyor ama sayıları 20.000 aşkın PKK’yı göremiyor.
PKK’ya sınır ötesi operasyon yapıyorduk, diyor ama askere siyasi bir direktifin hiç verilmemiş olduğunu anlayamıyor; bu operasyonlar siyasi hedefi olmadığı için kısa süreli birkaç çatışmadan öteye geçemediğini kavrayamıyor.
 
Çekiç Güç Türkiye’nin bir kozuydu, diyor ama bu gücün PKK’yı koruma altına aldığını söylemiyor.
PKK’ya karşı sert tedbirler alınmalıydı, diyor ama PKK’yı silahlı güç yapanın Özal olduğunu görmezden geliyor…
 
Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, 1991 Körfez Savaşı’nın Türkiye açısından sonucu şöyle noktalıyor;
‘Bu olayın önemli yanı ise, Çekiç Güç’ün yerleşmesinde sonra Kuzey Irak’ta bir Kürt özerkliği hareketinin ortaya çıkması, Saddam’ın 36’ncı paralelin kuzeyinde müdahale etmemesi ve Amerika’nın da bu özerkliği desteklemesi sebebiyle, Türkiye toprak bütünlüğünü de tehdit eden bir nitelik kazanmasıdır. Türkiye bu özekliğe karşı bir güvenlik sübabı olmak üzere, Irak’ın toprak bütünlüğünü koruması ilkesini ortaya atmış ise de, 1995 yılı sonuna geldiğinde Türkiye’nin de nu özerklik görüşmelerinde(Dublin Toplantıları) aktif rol alması ile bu ilkenin pratik değeri hemen hemen hiç kalmamış gibidir’ [5] .
 
 
Yıllar sonra yine Genelkurmay Başkanlığı Körfez Savaşı’na kaybeden tarafından Türkiye olduğunu şöyle açıklayacaktır;
‘Körfez Savaşı sonrasında 36’ncı paralelin kuzeyinin Saddam’a yasaklanmasıyla, kuzeydeki insanları korumakla birlikte aynı bölgede PKK’ya korunma bölgesi oluşturmuştur ve bugünkü durumu yaratmıştır. Hala da bu durum artarak devam etmektedir. Karakolların basılması, kitle halinde zayiat verdiği dönemler hep bu döneme rastlar.’ [6]
 
Sonuçta Türkiye, savaşa girmediği halde 1’nci Körfez Savaşı’nda kaybeden taraf oldu.
Savaş sonrası Saddam’ın Kürt isyanlarını bastırmak için Irak kuzeyindeki Barzani peşmergelerine saldırması, bunun sonucunda ortaya çıkan sığınmacı sorunu, dünya kamuoyu gündemine Kürt sorunu olarak çekilmiş olup, Türkiye hala bu sorunla uğraşmaktadır.
 
Yine savaş sonrası Barzani fiili durum yaratarak Özerk Kürt Yönetimi kurmuş ve gelecekte Türkiye’ye tehdit olacak olası bağımsız bir Kürt Devleti’nin temelini atmıştır.
 
Türkiye bu savaşta yaklaşık 100 milyar dolarlık bir ekonomik kayba uğramıştır.
Savaş sonrasında uluslararası bir Kürt sorunu ile karşı karşıya kalmıştır.
Irak kuzeyinde Kürdistan adıyla Özerk Kürt yönetimi kurulmuştur.
Sayıları on bini aşkın bir PKK tehdidi ortaya çıkmıştır.
 
Kısacası Türkiye, Körfez savaşında izlenen Özal siyasetiyle kaybeden taraf olurken, Bedirhan, Baban, Seyit Abdulkadir, Barzani, Talabani ile bir yüzyıldır süregelen silahlı siyasi hareket ise güç kazanmıştır…
 
İşte Uğur Mumcu o dönemde kamuoyuna bu gerçekleri haykıra haykıra açıklayan tek kişiydi…
Ve susmayacaktı…
 
Erdal Sarızeybek
 
 


[1] Mumcu, ‘Türk Memet Nöbete’, s. 208.
[2] Uğur Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi, Aralık 1992.
[3] Mustafa Kemal Atatürk, ‘Nutuk’, s. 518, Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi, 2000.
[4] Alptemuçin, ‘Özallı Yıllar’, s. 351.
[5] Armaoğlu, ’20. Yüzyıl Siyasi Tarih’, s. 891.
[6] Genelkurmay Başkanlığı resmi basın açıklaması, 12 Nisan 2007. 

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

İZMİR'İ KİM NEDEN İŞGAL ETTİ... ŞOK! PYD'ye Bu Bilgileri Kim Verdi! Dünya Tarihinde İsrailoğulları İLK KEZ NEDEN VE NEREYE SÜRGÜN Edildi! Çiller'le Erdoğan'ın Yolu Bakınız Nerede Kesişti... FLAŞ İDDİA! BAHOZ ÖLMEMİŞ! Uğur Mumcu'yu Kim Neden Öldürdü? Seyit Onbaşı'nın Çanakkale Destanı... Kurtuluş Savaşı Kahramanlarımızdan Sütçü İmam

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Koçgiri’de Ne Oldu?