Ana Sayfa
27 Aralık 2017 ( 464 izlenme )

Şerif Hüseyin’in İhaneti… İngiliz Casusu Lawrens…

Sadakatten ihanete giden yol…

Şerif Hüseyin’in İhaneti… İngiliz Casusu Lawrens…
Birinci Dünya Harbi’nde Türk askerleri beş cephede çarpışa dursun, İngiliz casusu Lawrens ta bu olayların başından beri işin içindedir ve Mekke Şerifi Hüseyin’in yanındadır.

Ne yazık ki bu Lawrens bize, uyanık ve başarılı bir işbilir olarak tanıtılmıştır. Gerçeğin asıl bin kere daha acısı ise, bütün dünya kitaplıkları gibi bizimkiler de bu tür yayınlarla doludur. İngiliz milletinin ‘Arabistan’ın taçsız kralı’ adını vererek kendisi ile övündükleri Lawrens’in çeşit çeşit hatıraları ve ona dair her dilde yazılmış eserler, bizim kitaplıklarda da yer almaktadır.

Örneğin bunlardan birinde, hem de bizim Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından yayımlanmış olan “Ayın Tarihi” dergisinde, “Lawrens ile Arabistan’da” başlığını taşıyan tefrikada şu satırlar da vardır;
“Albay Lawrens küçük yapılı, sarışın, mavi gözlü bir genç adamdır. Oxford Üniversitesi mezunu ve eski eserlerle meşgul, şiirden de hoşlanan bir ilim adamı olduğu halde, cihan harbinde, Arabistan’da son derece cesaretiyle başardığı büyük işler, henüz cihanca meçhuldür. Lawrens pek mütavazi ve zerre kadar şöhret düşkünü olmaksızın, Arabistan’ın birbirleriyle geçinemeyen kabilelerini Türklere karşı pek tesirli bir hareketlerde bulunmak üzere, birleştirmeğe muvaffak olmuştur.

Daha evvel birçok Sultan ve Halifeler bile bu işi başarmaya muvaffak olamamış olduğu halde, Lawrens Mekke Emiri’nin bedevi ordusunun başına geçti. Ve tıpkı Mareşal Allenby‘nin Filistin’deki Hıristiyanlarla Yahudileri kurtardığı gibi, o da milyonlarca Müslüman’ın yaşadığı Arabistan ile Arzı Mukaddesi Türklerden kurtardı…”

Yazık, Osmanlı’ya karşı Arapları kışkırtan ve Osmanlı’nın beş cephede savaştığı bir dönemde, bir de içeriden isyan çıkartan bu casusun bir kahraman gibi anlatılması, gerçekten yazık.

Haklı olarak Feridun Kandemir şunu soruyor;
“…Medine Müdafaasını yapan, İngiliz casusu Lawrens’in kışkırttığı Araplara karşı can pahasına savaşan, Müslümanlarca kutsal olan Hicaz topraklarını son ana kadar müdafaa eden Fahreddin Paşa’yı Türk milleti tanıyor mu? Boyunu posunu, gözünün rengini bırakın, adı şanı ile kaçımızca biliniyor?..”

Haklıdır bize bu soruları sormakta, çok haklıdır Feridun Kandemir ama bunda bizim suçumuz yok , suçlu olan Türk tarihini bize öğretmeyen yöneticilerdir. İngilizlere karşı kazandığımız Kut’ül Ammare destanını yok sayan yöneticilerdir. Özdemir Bey’in Musul’da, Musul’u korumak için cansiperane yapmış olduğu Revandiz harekâtını görmezden gelen yöneticilerdir...

Lavrens’i özel bir kişilik olarak görmek değil, İngiliz siyasetinin bir aracı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Orta Doğu bir savaş alanıdır. Bu alanda bir yanda Hicaz demiryolları, öte yanda petrol vardır. Sadece bu da değil, Süveyş Kanalı’ndan başlayıp Hindistan’a giden ticaret yolları vardır.

 Lavrens tüm bu düğümleri çözmesi için görevlendirilmiş bir casustur, işte olayların seyri;
“ 1916 başında, Mısır’ın askeri açıdan tam güvenceye alınışına kadar İngiliz politikası Yakındoğu’da saldırgan olmaktan çok savunmacı ve Türk saldırılarına karşı ilgiyi başka yöne saptırıcı olmuştur. 14 Kasım 1914’te İstanbul’da Cihadı Ekber ilanı, İngiltere’yi en korktuğu olayla karşı karşıya getirdi: Panislam hareketinin bütün Müslümanlarıı harekete geçirmesi ve Mısır’la Hindistan’ın ayaklanma olasılığı…

Basra’nın işgali ve Bağpdat’a doğru İngilizHint ordularının ilerleyişi aceleyle hazırlanmış, Cihad heyecanını kırmak ve İran’daki petrol kaynaklarının Türklerin ve Almanların eline geçmesini önlemeye yönelik bir girişimdi. Şii kutsal bölgelerini Hindistan’a bağlamak da, Sünni Cihadı’na karşı etkili olabilirdi.

Kasım sonu ve Aralık 1915’te Türkler, Medine, Şam ve Kudüs’te Cihad toplantıları yaparken, İngilizler bunun Süveyş Kanalı’nı ele geçirip Hindistan’ın bağlarını koparmak ve Mısır’la Hindistan’da ayaklanmaları kışkırtmak için hazırlık olduğunu anlamışlardı bile.

Nitekim OcakŞubat 1915’te Türk orduları Birinci Kanal Seferi’ni yaptılar, fakat başarısız oldular . Buna karşılık İngiliz ve Fransız donanmaları ŞubatMart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı zorladılar. Eğer orasını aşıp İstanbul’a el koyabilselerdi, Osmanlı devleti Cihad’ıyla birlikte gündem dışı kalır, Rusya’ya yardım kolay yoldan yapılabilir, böylece Almanya ve Avusturya ablukası gerçekleştirilmiş olurdu…”

İngiliz casusu Lawrens, İngilizlerin gerek Basra’ya yaptığı çıkarmada, gerekse kanal harekâtında ve gerekse bu iki harekâtın başarıya ulaşabilmesi için, Şerif Hüseyin’i kışkırtarak Osmanlı’ya karşı içeriden bir MedineMekke cephesinin açılmasında, başından sonuna kadar olayların içindedir.

Lawrens, başlangıçta, Mısır’dan İran’a kadar bütün coğrafyada arkeoloji alanında bir meraklı olarak dolaşmıştır. Birinci Dünya Harbi öncesinde Mısır’a giderek, İngiltere’nin Mısır’daki Fevkalade Komiseri Lord Gicner’in karargâhında bir süre çalışmış ve oradan İngiliz casusluk teşikilatına girmiştir.

Hicaz’da, Şerif Hüseyin isyan ettiği 1916 yılında Kahire’de bulunan Lavrens, isyancıların Cidde ve Mekke ile çöle hakim vaziyete geldiklerini öğrenince, Cidde’ye gelerek Şerif Faysal’la irtibata geçmiştir.

Bu ilişki, ABD’li yazar Louvel Tomas’ın ‘Lavrens’le Arabistan’da’ isimli eserinde şöyle anlatmaktadır;

Lavrens Şark’ta adet olduğu gibi hoşbeşden sonra, Faysal’a birden bire şu suali sordu; Ordunuz ne zaman Şam’a girecek? Faysal bu soruya üzüntü ile şu cevabı vermişti; Allah büyüktür ama şimdiki halimizle Şam kapıları bize kapalıdır. Bundan sonra yapsak yapsak, Medine’ye hücum edip bu şehri Türklerin elinden kurtaracağız..”
 
Bu noktadan sonra Lavrens, bütün gücüyle Arapları Osmanlı’ya karşı örgütleme işine koyulur.
Bu geniş çöl dünyasında ‘Arap kabilelerini tek ordu hailinde birleştirilebilirse eğer, Osmanlı hem Hicaz’dan hem de Filistin’den çıkarılır ve bu şekilde, İngiliz harekâtı desteklenmiş olur’, diye düşünmektedir. Ancak bu bedevilerin düzenli ordu haline getirilmesi oldukça zordur.

Bu nedenle bedevileri küçük küçük guruplar halinde, vurkaç taktiğiyle, bir nevi çete savaşını sürdürecek şekilde tertiplemek amaca daha uygundur.

Önce kıyı şeridindeki küçük limanları, Yenbu ve Elvecik gibi, ele geçirerek Osmanlı askerinin tek ulaşım yolu olan Hicaz demiryolunu tehdit etmek, Türkleri Medine bölgesine hapsederek muhasara altına almak daha uygundur düşüncesiyle,  1916 Ekim ayında işe koyulur.

Bu arada Enver Paşa Mekke seferinden vazgeçmiş, Medine’nin müdafaa edilmesine karar vermiştir. Hicaz demiryolu, Medine’deki Osmanlı kuvvetlerinin kontrolündedir, ancak kuvvet yetmemekte ve yapılan takviye istekleri karşılanamamaktadır.

Bu zorluklar içinde 1917 yılına varılır.
Kızıldeniz’deki İngiliz donanmasının desteğiyle, Şerif Faysal kuvvetleri Elvecih limanı’nı ele geçirir. Elvecih, Suriye’yi Hicaz’a bağlayan demiryolunun yanını, yani Osmanlı ordusunun yan ve gerisini tehdit eden önemli bölgedir. Bu limanın İngilizlerin ve Arapların eline geçmesiyle, Osmanlı’nın yan ve geri emniyeti tehlikeye düşer.

Elvecih’ten sonra, Ziba ve Moblih iskeleleri boşaltılır . Buralardaki Osmanlı kuvvetleri demiryolu boyunca dizilmiş olan diğer kuvvetlere katılır. Kızıldeniz kıyısıyla Hicaz demiryolu arasındaki topraklar Arapların elindedir ve sonradan boşaltılan bölgelerdeki aşiretler de yalnız kalmıştır.
Lavrens ve peşindekiler, kuzeye yönelerek Akabe’ye doğru ilerler. Her geçen gün isyancılara katılımlar artar. Akabe’den sonra hedef, Hicaz demiryolunu tahrip etmek ve Medine’yi müdafaasız bırakmaktır.

Bu amacı Lavrens şöyle anlatır;
“Bizim amacımız Medine ve Hicaz demiryolundaki düşmanı yok etmek değildi. Biz aksine istiyorduk ki, Osmanlı ordusu Medine’yi ve kutsal toprakları korumak için, Sina’da İngilizlere karşı tertiplenmiş olan kuvvetlerinin bir kısmını Hicaz’a kaydırsın, böylece İngilizler karşısında zayıf düşsün.  

Sadece askerlik açısından düşünülürse Medine’nin zaptı bizim için faydasızdı. Medine’deki Türk kuvvetlerinin bize zararları yoktu. Onlar mukaddes şehri savunmakta idiler. Mukaddes şehri savunabilmek için, Hicaz demiryolu savunuluyor ve işletiliyordu. Medine düşerse, artık demiryolunu savunmaya hacet kalmaz, boşaltılır ve bu hattaki bütün güçler Sina’daki İngiliz kuvvetlerine karşı kullanılırdı. Amacımız bunu önlemekti…” 
 
Akabe düşer.
İngiliz güçleri karşısında dayanamayan Osmanlı Sina’dan çekilir.
Medine, isyancı Araplar tarafında kuşatılır.
Filistin düşer, Kudüs düşer, Gazze düşer ve MekkeMedine de düşer...

O devirde bir LAVRENS vardı, kurtuluş savaşımızda karşımıza Binbaşı Noel olarak çıktı, şimdi ise sayıları çok, isimleri çok!..
 
 
Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ